Apr 07 2010
Bahçeşehir, Başakşehir’e bağlandıktan sonra belediyeye hiç gitmemiştim. Telefonuma gelen mesajda, gelişim merkezinde ‘bahçe bakım eğitimi’nin başlayacağı yazıyordu. İlgimi çekti. Çünkü uzun yıllardır öğrenmek istediğim şeylerden birisidir, bahçe bakımı.
18 Mart 2010 perşembe günü sabahı belediyenin eğitim binasına gittim. Anlattıkları bana tatminkar geldi, eğitime kaydımı yaptırdım. Hazır buraya kadar gelmişken yeni açılan Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’na da uğrayıp bir bilet alayım dedim. Buraya da gitmemiştim.
Tiyatronun önündeki uzun kuyruk, ne güzel artık insanlar tiyatroyu sevmeye başlamış, diye düşünmeme neden oldu. Kuyrukta beklerken öğrendim ki belediye tiyatro biletlerini ücretsiz dağıtıyormuş. Meğer kuyruk bu nedenle bu kadar uzunmuş. Buraya kadar geldim, beklerim dedim ve nurtopu gibi 2 bilet sahibi oldum.
Böylece elde edilen biletlerle, 19 Mart 2010 Cuma günü akşamı oğlumla başbaşa Sunay Bey Tarihi oyununa gittik. Salon da kuyruk gibi doluydu. Sunay Akın’ın görüşleri bana her zaman ilginç gelmiştir. Oyunu da aynı keyif ve ilgiyle izledik. Farklı açılardan konulara bakma yeteneği oyunu yeterince değişik ve akıcı kılıyor. Kendi adıma bilmediğim bir çok şey öğrendim oyundan. Özellikle ‘bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete’ sözünün çıkış kaynağı oldukça eğlendirdi beni.
Oyun çıkışında bir konu aklıma takıldı: Böylesine güzel bir metin, iyi bir tiyatro oyuncusunun elinde daha mı başarılı olurdu ? Oğlum da ben de, iyi bir oyuncunun elinde bu metnin, daha anlaşılır olacağı konusunda fikir birliğine vardık.
Yol boyunca hararetli bir biçimde; yazılı tarih ile yazılı olmayan tarih arasındaki farkları, mevcut durumuyla tarihin ne kadar bilimsel olduğunu, güçlü olmanın yazılı tarihe olan etkilerini tartıştık. İkimiz de bilginin zaman içerisinde ne kadar çok kaybolduğuna üzüldük. Oğlumun bu tür tartışmaları yapacak kadar büyümüş olduğunu görmek beni çok sevindirdi. O’nunla gurur duydum.
Takıldığım bir diğer konu da belediyenin ücretsiz tiyatro bileti vermesi oldu. Tiyatro kültürünün yaygınlaşması açısından iyi bir şey gibi duruyor. Bununla birlikte, sadaka kültürünün buraya kadar gelmesini doğru bulmuyorum. Kömür, altın, çamaşır makinası derken tiyatro biletine gelindi. İnsanlara iş verilse, kazandıklarıyla bunları kendileri alsa daha onurlu bir yol seçilmiş olmaz mı ?
Anlayacağınız; düşündüren, öğreten, eğlendiren, gurur veren, güzel bir geceydi.
Melek BAR ELMAS
19 Mart 2010