Melek BAR ELMAS

“Benim için hayat; insanların yaşamını zenginleştirecek, denenmemiş şeyleri denemek ve öğrendiklerimi paylaşmaktır.”

RSS
people

Konya Külliyatı

24-25 Mart 2010 tarihleri arasında Garanti Bankasi Sponsorlugunda gerceklestirilen 5 il 5 Zirve Toplantıları’nın 4.sü Konya’da yapıldı. Amacımız her ne kadar girişimci kadınlara destek vermek olsa da sadece bunu yapıp dönmemiz Konya’ya haksızlık olurdu.Çünkü hem Konya’ya ilk kez gidiyordum, hem de hakkında çok şey okumuş ve duymuştum.

Bu düşüncem doğru çıktı. Konya’da öyle güzel anlar yaşadık ki gittiğime de, bir gece kaldığıma da değdi.

read more »

2 Comments | Tags: , , , ,

KONYA’nın yeni hedefi bilimin merkezi olmak

25 Mart 2010 gününün tüm planlamasını ve kaynak atamasını yapan Konya Sanayi Odası’na gittiğimizde minnet doluyduk.

Bizi kapıda karşılayan Konya Sanayi Odası Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil’in odasına girdiğimizde, minnet duygumuz daha da arttı. Yaptıklarını hızla anlatan başkan bizi gururlandırmıştı. Öyle güzel projelerden bahsetti ki; tarim makinalarının üretiminde birinci sırada olmaları, yeni sanayi bölgesi, ihracatta artış, eğitimler, AB Bilgi Merkezi, Bilim Merkezi çalışmaları ile ilk adımı atılan Konya’nın slikon vadisi olma düşleri…

read more »

3 Comments | Tags: , , , , , , , , , , , ,

Sille’ye Gittiniz mi ?

Sille, kaya evleriyle hıristiyanlığın ilk sığınma yerlerinden birisi. Her sığınma bölgesi gibi gözlerden uzak bir yer.

Çoğrafyası etkileyeci. İki dağ arasında, eskiden çok gür aktığı yatağından belli olan bir derenin açtığı yerleşim alanı. Bu ilginç coğrafyanın en bilinen ürünü Sille taşı. Özellikle avlularda kullanılıyormuş. Yazın yıkanan avlu, gün boyunca serin kalıyormuş.

Bize bilgi veren görevliye Sille adının nereden geldiğini sorduk. Bilmiyormuş. Biz de herhalde ‘Sille tokat girişmek’ sözünden geliyor diye bir varsayımda bulunduk. Saçma oldu…

Eskiden önemli bir yerleşim alanı olan Sille, mübadale sonrasında giderek azalan nüfusuyla  epey bir kan kaybetmiş. Şimdilerde belediye başkanının gayretleriyle tarihi eserleri öne çıkarılmaya çalışılıyor.

Bu kapsamda Sille Konak Restoran 2. seviye tarihi eser olarak açılmış. Belediye binası ve Sille hamamı restore edilmiş. Tam bu noktada biraz durmak istiyorum.

Yeni sayılabilecek bir tarihte restorasyon yapılmasına rağmen,  sıvalar dökülüyordu. İçerisi hamam mı, etnografya müzesi mi belli olmayan bir karmaşıklıktaydı. Üstüne üstlük giriş, ne idüğü belirsiz eşyalarla donatılmış, herhalde satış yeri olarak düşünülmüştü. Gerçekten gördüklerime çok üzüldüm. Hem emek hem para heba edilmiş. Niçin doğru dürüst müzecilik yapmayı bilmiyoruz biz. İnanılmaz bir tarihi eser kaynağımız var ve hiç bir işe yaratılamıyor. Türkiye sadece Ayasofya, Sultanahmet değil ki! Yazık oluyor hem de çok yazık.

Bir de yakınlardaki bir baraja gittik. Bu yıl yağmur az yağmış. Epey bir boştu göl. Yazın Konya ciddi su sıkıntısı çekecek gibi duruyor.

Terk edilmiş binaların hüznümü, Sille’ye giderken geçirdiğimiz hafif trafik kazasının etkisi mi bilmem, bana güzelim yer heba edilmiş gibi geldi…

Melek BAR ELMAS

25 Mart 2010

No Comments | Tags: , , , , ,

İlk şehir planını kim yaptı ?

Bir minübüs dolusu girişimci kadın, lise yıllarının ruh hallerine bürünmüş, güle oynaya Çatalhöyük yoluna çıktık. Dar toprak yol üzerindeki köyler el değmemiş duruyordu.

Çatalhöyük’e geldiğimizde, önce bizi küçük ama işlevsel bir binaya aldılar. Orada Çatalhöyük hakkında bir video izledik.  Film güzeldi ama türkçe seslendirme felaketti. Kendi ülkemizde, kendi tarihi eserimizi niye azeri türkçesiyle dinlediğimizi anlayamadım. Onca güzel sesli oyuncumuz varken niye böyle bir seçim yapıldı ki ? read more »

1 Comment | Tags: , , , ,

Konya sanayisini kadınlar daha da büyütecek

Konya’nın muhafazakar imajı, kadın girişimci sayısının az olacağı yönünde bir önyargı oluşturuyor insanda. Salona girdiğimde bunun tam tersi bir görüntü vardı. Salon meraklı ve dinlemeye hevesli kadınlarla doluydu.

Konuşmalar sonrasında sorulan sorular, akılcı ve sonuç odaklıydı. Genellikle bu toplantılarda ilk sorulan şey kredi olanakları ve Kagider’in para verip vermediği oluyor. Oysa Konya’da sorular farklıydı. Fizyoterapist bir bayan nasıl pazarlama yapacağını sordu. Bir başka bayan çalışmak istediğini ama ne yapabileceğini bilmediğini söyledi. Bir başka bayan konuşmalardan etkilenmiş, çocuklarının büyüdüğünü, artık kendisinin de çalışsa iyi olacağını söyledi.

Etkilendiğim bir diğer taraf da toplantının sonuna kadar salonun neredeyse dolu olmasıydı. Diğer illerde saat 16’dan sonra genellikle salon yarıyarıya boşalıyordu. Gaziantep’te özellikle kapıda bekledim ve her gidene neden ayrıldığını sordum. Söylenenler; çocuğum okuldan gelecek, yemek yapmam gerek, toplantım var gibi şeylerdi.

Demek ki Konyalı kadınlar, öğrenmenin önemini kavramış ve zaman planı yapar duruma gelmişler diye düşündüm. Bunda Konya’nın giderek büyüyen ve küreselleşen sanayisinin payı büyük olsa gerek.

Melek BAR ELMAS

24 Mart 2010

3 Comments | Tags: , , ,

Uçurtmanın Kuyruğu’nu Uçuramadım

Dün akşam ‘Uçutmanın Kuyruğu’ isimli oyunu seyrettim. İki kişilik bir oyundu. İki oyuncu da (İlker Ayrık, Aykut Taşkın) işini hakkıyla yaptı. Oyunculukları çok iyiydi. Tabii ki bunda Yönetmen Savaş Dinçel’in de katkısını unutmamak gerekir.

Oyunun konusu ise anlamlı ve güzeldi: Babasının ölümünden sonra, babasıyla yüzleşen bir yetişkinin hikayesi.

Ebeveynle yüzleşme; üzerinde sayfalarca yazabileceğim, klavyemin çenesini düşürtecek bir konu. Çünkü hem ergenlikte yüzleşme fırsatı olamayan bizim kuşağı, hem de çocuklarım nedeniyle bugünün kuşağını yakından izledim. Çok anım var bu konuda.

Her insanın kendi iç sesine ihtiyacı olduğunu biliyorum. Bu iç ses yüzleşenlerde kendi sesleri, yüzleşemeyenlerde ebeveynlerinin sesleri oluyor. Hüzünlü bir gerçek.

Oyunu seyrederken kendi babam aklıma geldi. Ben çok küçükken, boyumu aşacak kadar büyük bir uçurtma yapmıştı. Küçük olduğum için abimlerle uçurtmaya gitmişlerdi. Döndüklerinde babamın eli, kan revan içindeydi. Üçü birden uçurtmanın ne kadar yükseğe çıktığını keyifle anlattılar. Kıskançlık duygusuyla sanırım ilk o gün tanışmıştım.

Oyun çıkışı yine babamı özledim. Şükür annem yanımdaydı ve tiyatroya birlikte gitmiştik. Yine de dünden beri iç sesimin ne kadar bana ait olduğunu düşünüp duruyorum.

Seyredin bakalım siz ne düşüneceksiniz ?

Melek BAR ELMAS

9 Nisan 2010

No Comments | Tags: , , , ,

Ali GÜVEN’i kaybettik…

Toplantıdan eve döndüm. Duyduğum ilk haber Ali GÜVEN’i kaybettiğimiz oldu. Bugün ikindi namazında cenazesi toprağa verilmiş.

Mideme bir top geldi oturdu. Bodrum’un ünlü sandaletçisi, komşumuzun oğlu, benim ve kızımın tarihi sandaletlerinin yapımcısı artık yoktu…

Üzgünüm hem de çok…

No Comments | Tags: , , , ,

Mutfak Atıklarımızı Nasıl Değerlendiririz ?

Yıllardır çiçeklerime daha iyi bakmayı öğrenmek istemişimdir. Dün nihayet Bahçe Bakım Kursu’na başladım. Nadasta olmanın nimetleri bunlar.

İlk konumuz topraklardı. Toprak çeşitlerini anlatıp, sizi sıkmayacağım. Esas dün evde gübre yapımını öğrendim çok hoşuma gitti. Çünkü gübre alacak yeri bulmak, almak ve taşımak benim için tam bir sorundu. Yapımını öğrenmek harika oldu.

Ya bahçenizin bir köşesine derince bir çukur açıyorsunuz ya da evde kullanmadığınız üzeri derince bir kap buluyorsunuz. Eskimiş çöp kutularınız bu iş için ideal. Sonra sebze, meyve, yumurta gibi organik atıklarınızı buraya topluyorsunuz. Dikkat, hayvansal atıkları ve yağları buraya koymayacaksınız. Arada karton kutu, karton yumurta kabı ya da gazete artığı da ekliyorsunuz. Kağıt işini çok abartmayın. Sonra uzun zamandır size hizmet verdiği için verimsizleştiğini düşündüğünüz toprakdan bir kürek ekliyorsunuz. Karıştırıp üzerini örtüyorsunuz. Gübre adayınız artık hazır.

Karışımınızın doğrudan güneş almaması ve ıslanmaması gerekiyor. Arada bir karıştırarak, bir yıl bekliyorsunuz. Ben ayda bir karıştırmaya karar verdim.

Bir yılın sonunda, çiçekleriniz için koyun gübresinden daha verimli, yakma riski olmayan, organik gübreniz hazır oluyor. Sonra da güle güle kullanıyorsunuz.

Kokuyu duymayacağım bir köşe arıyorum. Depo olabilir ya da bahçenin uzak bir köşesi. Henüz karar vermedim. Karar verir vermez kolları sıvayacağım. Hem atıklarımızı değerlendirmiş olacağım. Hem de çiçeklerimi mis gibi ev gübresi ile beslemiş olacağım.

Sevdim bu işi….

1 Comment | Tags: , ,

Bedava tiyatro baldan tatlı mı ?

Bahçeşehir, Başakşehir’e bağlandıktan sonra belediyeye hiç gitmemiştim. Telefonuma gelen mesajda, gelişim merkezinde ‘bahçe bakım eğitimi’nin başlayacağı yazıyordu. İlgimi çekti. Çünkü uzun yıllardır öğrenmek istediğim şeylerden birisidir, bahçe bakımı.

18 Mart 2010 perşembe günü sabahı belediyenin eğitim binasına gittim. Anlattıkları bana tatminkar geldi, eğitime kaydımı yaptırdım. Hazır buraya kadar gelmişken yeni açılan Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’na da uğrayıp bir bilet alayım dedim. Buraya da gitmemiştim.

Tiyatronun önündeki uzun kuyruk, ne güzel artık insanlar tiyatroyu sevmeye başlamış, diye düşünmeme neden oldu. Kuyrukta beklerken öğrendim ki belediye tiyatro biletlerini ücretsiz dağıtıyormuş. Meğer kuyruk bu nedenle bu kadar uzunmuş. Buraya kadar geldim, beklerim dedim ve nurtopu gibi 2 bilet sahibi oldum.

Böylece elde edilen biletlerle, 19 Mart 2010 Cuma günü akşamı oğlumla başbaşa Sunay Bey Tarihi oyununa gittik. Salon da kuyruk gibi doluydu. Sunay Akın’ın görüşleri bana her zaman ilginç gelmiştir. Oyunu da aynı keyif ve ilgiyle izledik. Farklı açılardan konulara bakma yeteneği oyunu yeterince değişik ve akıcı kılıyor. Kendi adıma bilmediğim bir çok şey öğrendim oyundan. Özellikle ‘bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete’ sözünün çıkış kaynağı oldukça eğlendirdi beni.

Oyun çıkışında bir konu aklıma takıldı: Böylesine güzel bir metin, iyi bir tiyatro oyuncusunun elinde daha mı başarılı olurdu ? Oğlum da ben de, iyi bir oyuncunun elinde bu metnin, daha anlaşılır olacağı konusunda fikir birliğine vardık.

Yol boyunca hararetli bir biçimde; yazılı tarih ile yazılı olmayan tarih arasındaki farkları, mevcut durumuyla tarihin ne kadar bilimsel olduğunu, güçlü olmanın yazılı tarihe olan etkilerini tartıştık. İkimiz de bilginin zaman içerisinde ne kadar çok kaybolduğuna üzüldük. Oğlumun bu tür tartışmaları yapacak kadar büyümüş olduğunu görmek beni çok sevindirdi. O’nunla gurur duydum.

Takıldığım bir diğer konu da belediyenin ücretsiz tiyatro bileti vermesi oldu. Tiyatro kültürünün yaygınlaşması açısından iyi bir şey gibi duruyor. Bununla birlikte, sadaka kültürünün buraya kadar gelmesini doğru bulmuyorum. Kömür, altın, çamaşır makinası derken tiyatro biletine gelindi. İnsanlara iş verilse, kazandıklarıyla bunları kendileri alsa daha onurlu bir yol seçilmiş olmaz mı ?

Anlayacağınız; düşündüren, öğreten, eğlendiren, gurur veren, güzel bir geceydi.

Melek BAR ELMAS

19 Mart 2010

No Comments | Tags: , , , , ,

Kız Kulesi’ndeki Kızılderili

Sunay AKIN

Çınar Yayınları

Niçin Okuyasınız ?

Böylesine güzel bir yaşam felsefesi olan Kızılderililer’in tarihin sayfasından nasıl ve niçin silinmekte olduğunu merak ediyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Kitaba Dair…

Kızılderililere dair bilmediğiniz pek çok gerçeği öğreneceğiniz bu kitap, zaman zaman insanın doğasını sorgulamanıza neden oluyor. Şiirsel duyarlılıkla kaleme alınmış olması, gerçeklerle yüzleştirmesi, üzüntünüzü artırsa da bilgi dağarcığınızı düzeltmenizi sağlıyor.

Kitapta Beni Etkileyen Satırlar…

“Sigara reklamı bahanesiyle kovboyların at koşturduğu bir ülkedeki bütün şairler Kızılderilidir. Bir zamanlar,  sarmaşıklar kenti olarak bilinirdi İstanbul… Ve o yıllarda, kendi topraklarında özgürce yaşayan kızılderililer vardı. Şimdi ne İstanbul’da sarmaşıklar kaldı ne de özgür olan bir kızılderili.”

Melek BAR ELMAS

10 Mart 2005

No Comments | Tags: , , ,