1982’de İstanbul’a yerleştiğimde benim için herşey ilginç ve keşfedilesiydi. Bu nedenle boş zamanlarımın çoğunu İstanbul’u tanımaya ve anlamaya ayırıyordum. O tarihlerde kiracısı olduğum Hüsmen Amca bir gün ‘dilenci vapuru ile boğazı gezelim’ deyince adı da, yöntemi de çok ilginç gelmişti. Aylardan sanırım Aralık’tı. Hüsmen Amca her limana uğradığı için dilenci vapuru dendiğini anlatmıştı. Ve bu boğaz turu sadece Pazar günleri vardı.
Babam, annem, Hüsmen Amca, karısı Ayşe Teyze ve ben soğuk havayı umursamadan sabahın erken saatinde yola koyulmuş, Eminönü’nden vapura binmiştik. Vapura Japon bir turist grubu da gelmişti. Çoğunun ellerinde bembeyaz eldivenleri ve bazılarının ağızlarında da maske vardı. Ellerindeki kitaplara sık sık bakıyorlar, rehberlerinin kontrolünde bol bol resim çekiyorlardı. Kimileri o zamanlar için büyük olan kameralarla kayıt yapıyordu.
Biz de bir yandan ısınmak için çay ve salep içiyor, bir yandan boğazı izliyor, bir yandan da bu titiz kültürü anlamaya çalışıyorduk.
O gün Sarıyer’de börek, Anadolu Kavağı’nda balık yemiştik. Babamla Hüsmen Amca yemekde rakı içmişti. Hüsmen Amca neşeli neşeli boğazı anlatmış, Kanlıca’nın yoğurdunun meşhur olduğunu o gün öğrenmiştim.
Hava soğuk olduğu için bütün gün mantolarımızı çıkarmadan gezmiş, bunu da ayrı bir eğlence konusu yapmıştık. Komik, bol kahkahalı bir geziydi.
Günün sonunda, maaşımla anne babamı gezdirebildiğim için kendimle gurur duymuş, mutlu mesut evimize dönmüştük. Sanırım onların neşesinin bir nedeni de, en küçük çocuklarının ayakları üstünde durabildiğini görmeleriydi.
Ne güzel bir gündü. Pek çok anımı paylaşan lacivert mantomu, şimdi hayatta olmayan (iki gerçek delikanlıyı) Hüsmen Amca’yı ve babamı ne kadar çok özledim…
Bu konu nereden çıktı demeyin, dün yine boğaz turundaydık. Anılar üstüme yürüdü…
Melek BAR ELMAS
9 Ağustos 2010





August 10th, 2010 at 08:13
[...] Dilenci Vapuru [...]
August 13th, 2010 at 18:12
[...] Dilenci Vapuru [...]