Apr 18 2010
Bu hafta Bahçe Bakımı Kursu’nda fidan dikimi ve aşılamayı öğrendik.
Merlin’in önündeki alana diktiğimiz, kayısı ve elma ağacı dışında fidan dikmedim. Geçen yıl kayısı ağacımız bir tane kayısı yapmış ve mikro parçalara bölüp tadına bakmıştık. İnanılmaz bir keyif, diktiğiniz fidanın meyve vermesi. Bir de duvar kenarlarına diktiğimiz güller. Her sabah onları ziyaret etmeden şirkete giremez olmuştum son zamanlarda. Kursta anlatılanlar, yaptıklarımızla aynı çıkınca, bir oh çektim. Doğruyu yapmıştık.
Yalnız daha önce hiç aşılama yapmamıştım. Kursta anlatılanlar çok ilginç geldi bana. Aşı bir çeşit organ nakli. Aynı aileden bitkiler üzerinde yapılabiliyor. En çok da göz aşısına bayıldım.
Beğendiğiniz bitki göz vermeye başladığında, gözü zedelemeden nazikçe, bahçe çakısıyla yerinden çıkarıyorsunuz. Sonra gözün arkasındaki parçaları iyice temizliyorsunuz. Yani gözün beslenecek bir yeri kalmıyor. Aşılayacağınız ağaca T şeklinde bir çizik atıp, T’nin yan kabuklarını açıyorsunuz. Göz’ü T’nin içine bir güzel yerleştiriyorsunuz. Göz kapanmayacak, ancak yarıkları hava almayacak biçimde balçıkla sıvıyorsunuz. Ardından etrafını, bezle, yara sarar gibi, bir güzel sarıyorsunuz.
Aşı tutarsa, iki ya da üç ay içerisinde göz patlıyor ve gelişmeye başlıyor.
Öğretmen Göz Aşısı’nın en kolay ve en çok tutan aşı türü olduğunu söyledi.
Ne yapsın bitkicik. Bütün besin kaynağını atıyorsunuz. O da çaresiz, yaşamak için ağaca yapışıyor.
Akıl bu ya sana. Aşıyı öğrenirken, aklıma Osmanlı İmparatorluğu’nun devşirme yöntemi geldi. Devşirme’ler de memleketlerinden, ailelerinden koparılıp Yeniçeri Ocağına getirilmez miydi ? Sosyal kaynakları tüketilen devşirmeler, askerliğe hızla uyum sağlarlardı ve de sağlamak zorunda kalırlardı.
Oradan hop kendimi İnan Kıraç’ın anılarında buldum. O da Vehbi Koç’a ‘Biz kılçıksız balıkız’ dememiş miydi.
Oradan da kimsesiz çocukları hedef almışlara kaydı aklım.
‘Haydaa ne oluyor ?’ deyip düşüncelerimi durdurduğumda, komşunun bahçesinde, ağaca napolyan kirazı aşılarken buldum kendimi. Göz’ü özenle aldım elime, tüm kimsesizleri kavramış gibi, özenle yerleştirdim ağaca ve usulca seslendim içimden: Koru, kolla, lütfen iyi bak ona…
Melek BAR ELMAS
15 Nisan 2010