Melek BAR ELMAS

“Benim için hayat; insanların yaşamını zenginleştirecek, denenmemiş şeyleri denemek ve öğrendiklerimi paylaşmaktır.”

RSS
people

5 İl 5 Zirve: EDİRNE

15 Eylül 2010 tarihinde, Kagider’in Garanti Bankası sponsorluğunda yürüttüğü ‘5 il 5 zirve’ toplantılarının beşincisi Edirne’de yapıldı. Ben de teknoloji ve seçimini anlatmak üzere oradaydım.

Malum Edirne, İstanbul’a yakın. Bu nedenle saat 9:30 gibi yola koyulduk. Uzun zamandır göremediğimiz arkadaşlarla, havadan, sudan, hayattan konuşurken Edirne’ye geliverdik. İlk durağımız öğle yemeği için Patio oldu.  Patio’nun ortamını ve dekorasyonunu sevdim.

İlk kez bir lokantaya gidiyorsam, menü ile hiç uğraşmam. Garsona doğrudan şunu sorarım: ‘Lokantanıza ilk kez geldim. Bir kez daha gelmemi sağlamak için neyi yememi önerirsiniz ?’

Patio’da da aynı soruyu sordum: Acılı biftek hiç fena değildi. Tabii ki Edirne’ye gelip, ciğer yemeden dönülmez bir de çiğer yedik mi… Kalk masadan kalkabilirsen.

Bu arada bizim diyet de, Edirne kurbanı oldu. Neyse kahvemizi içip, toplantının yapılacağı Edirne Sanayi ve Ticaret Odasına gittik.

Katılımcı sayısı olarak Edirne, Konya’yı aratmıyordu. Pek çok iş kolundan kadın girişimci salonu doldurmuştu. Toplantı güzeldi. Tek sorun cep telefonlarıydı. Tüm uyarılarımıza rağmen kadınlarımız teknolojiden kopamadı ve telefonlarını kapatmadı. Açıkçası benim için bu büyük bir sorun. Çünkü benim zaman ayırarak katıldığım bir toplantıda, karşımdakinin de zamanını ayırması gerektiğini düşünüyorum. Kaldı ki bu dinlemeyi zorlaştırıyor ve diğer katılımcıları da rahatsız ediyor.

İş kadınlarımızın ortak sorunu her yerde aynı: Finansman bulmakta zorluk çekiyorlar. Sermayeleri yetersiz ve para zor bulunan bir şey.

Kahve molasında, bu kadar yeterli deyip, kendimizi bir taksiye attık. Kapalı çarşı, badem ezmesi için Sayınbaş derken yorulduk. Çay içebileceğimiz bir yer ararken karşımıza Melek Anne çıktı. Bahçesi hoş ve sakindi. Çay içtik. Bir çılgınlık daha yaptık ama onu anlatmayayım. Herşeyi anlatırsam toplantılara katılmazsınız.

Sonra Edirne Sanayi ve Ticaret Odası’na döndük, oradan da yola koyulduk. Edirne’den çıkmadan önce, sevgili Bahar’ın (Kayserilioğlu) geçirdiği minik kaza nedeniyle pansuman için acil servise uğradık.

İkidir küçük kazalar yaşıyoruz. Umarım bir daha olmaz.

Bu arada güzel haber, 2010-2011 dönemi için ‘5 İl 5 Zirve’ toplantılarına devam etme kararı alınmış. Her yıl toplantılar içerik olarak gözden geçirilip, iyileştiriliyor. 3. yılında daha da güzel olacak. Şimdiden kendinizi hazırlayın ve katılın derim.

Toplantıdan aklımda kalan ve unutmayacağım şey, bir dinleyicinin şu cümlesi olacak: ‘Melek Hanım ben sizi Keşan’da da dinledim. Her dinlediğimde mütevaziliğiniz beni şaşırtıyor. Mütevaziliğin ne kadar önemli olduğunu unutturmadığınız için teşekkür ederim.’

Ne kadar üzücü değil mi ? Alçakgönüllülük artık bir meziyet oldu…

Melek BAR ELMAS
16 Eylül 2010

No Comments | Tags: , , ,

Boğaz Turu

1987 yılında ingilizcemi ilerletmek için 3 ay İngiltere Cambridge’de Bell School’a (şimdi adı Bell  International Collage olmuş) gittim. Oradaki anılar epey bir yazı konusu olur. Çünkü hem eğlendim hem öğrendim. Aile yanında kaldığım için İngiliz orta sınıf aile kültürü hakkında epey bir bilgi sahibi oldum.

Kaldığım evde, öğrenci 3 kızdık. Ben, İsviçre’li Ani ve adını hatırlayamayadığım Japon bir arkadaş daha. 3 ay uzun bir süre ve kızlarla epey bir arkadaş olduk. Dönüş zamanı geldiğinde Ani, Türkiye’yi de görmek istedi.

Tabii ki misafirperverlik abidesi her Türk vatandaşı gibi hemen davet ettim. Birlikte döndük ve O’na İstanbul’u bir güzel gezdirdim.

Bu gezilerin arasında Dilenci Vapuru yani Nostaljik Boğaz Turu da vardı. O gün Ani’nin boğaza dizilmiş bu kadar çok tarihi eseri yan yana görmekten nasıl heyecan duyduğunu hatırlıyorum. Boğaz’a ve İstanbul’a aşık olmuştu. Bir haftalık gezmenin arkasından Yunanistan’a gitti.

O zamanlar ne Google, ne Facebook ne de MSN var. Kaybettik birbirimizi. Şimdi olsa hala görüşüyor olurduk. Mesleğimin nimetlerini seviyorum. Yaptıklarımız gerçekten gurur verici…

Melek BAR ELMAS

9 Ağustos 2010

3 Comments | Tags: ,

Nostaljik Boğaz Turu

Nostaljik Boğaz Turu

Çocukların Boğaz Turu’na çıkmalarını ben önerdim. Pazar günü, Cancan Çetesi, büyük abim ve ben, Eminönü’nden Nostaljik Boğaz Turu’na çıktık.

Benim Dilenci Vapuru adıyla bildiğim gezinin adı artık Nostaljik Uzun Boğaz Turu (Nostalgic Bosphorus Tour) olmuş. Eskiden sadece Pazar günleri yapılırdı. Şimdi her gün üç sefer yapılır olmuş. O zamanlar Kanlıca’da, Sarıyer’de ve Anadolu Kavağı’nda gemiden inilirdi. Şimdilerde sadece Anadolu Kavağı’nda inilebiliyor.

Başkaca da bir şey değişmemiş. İtiraf edeyim bu durum beni sinirlendirdi. 28 yılda o kadar çok şey değişmişken, bir gezi hala bu kadar sıradan olur mu ? Artık turizm çok değişti.

Önce gemilere eliyüzü düzgün bir bakım yapılır. Sonra 1840’lı yılların kıyafetleri içerisinde adam gibi kadın ve erkek garsonlar yerleştirilir. Bu garsonlar Türk kahvesi, çay, ayran, şerbet, saray lokması, Sarıyer Böreği, Kanlıca Yoğurdu ikram eder ya da satar. İsteyenler yemeğini gemide yer. İsteyenler içkisini yudumlayarak boğazı seyreder. İşte o zaman, eskiden olduğu gibi bugün de gemi yabancı turistle dolar.

Dün gemide parmakla sayılacak kadar az yabancı vardı. Çoğu yerli halk, benim gibi dışarıdan gelen misafirlerini geziye çıkarmıştı. Havanın sıcağı, bizim güvenlik çemberi nedir bilmeyen halkımızla birleşince; çocuklar gezide epey sıkıldı. Neyse Anadolu Kavağı’nda denize nazır balık ve dondurma neşelerini biraz yerine getirdi.

İlkini 1982’de, ikincisini 1987 de yaptığım gezinin bu üçüncüsü oldu. Eğer gezide düzenleme olmazsa bir daha kimseyi götürmem. Ne bu yahu, Avrupa Kültür Başkenti ol, en eski gezilerinden birine (1841’den bu yana yapılıyormuş) hiç özen gösterme. Bu arada Turizm Bakanlığı, Karadeniz için turizm master planı toplantısı yapsın. Eldeki kuşu tutmadan, daldaki kuşa göz dikilir mi ?

Çok kızdım, çook….

Melek BAR ELMAS

8 Ağustos 2010

2 Comments | Tags: ,

Dilenci Vapuru

Nostaljik Boğaz Turu1982’de İstanbul’a yerleştiğimde benim için herşey ilginç ve keşfedilesiydi. Bu nedenle boş zamanlarımın çoğunu İstanbul’u tanımaya ve anlamaya ayırıyordum. O tarihlerde kiracısı olduğum Hüsmen Amca bir gün ‘dilenci vapuru ile boğazı gezelim’ deyince adı da, yöntemi de çok ilginç gelmişti. Aylardan sanırım Aralık’tı. Hüsmen Amca her limana uğradığı için dilenci vapuru dendiğini anlatmıştı. Ve bu boğaz turu sadece Pazar günleri vardı.

Babam, annem, Hüsmen Amca, karısı Ayşe Teyze ve ben soğuk havayı umursamadan sabahın erken saatinde yola koyulmuş, Eminönü’nden vapura binmiştik. Vapura Japon bir turist grubu da gelmişti. Çoğunun ellerinde bembeyaz eldivenleri ve bazılarının ağızlarında da maske vardı. Ellerindeki kitaplara sık sık bakıyorlar, rehberlerinin kontrolünde bol bol resim çekiyorlardı. Kimileri o zamanlar için büyük olan kameralarla kayıt yapıyordu.

Biz de bir yandan ısınmak için çay ve salep içiyor, bir yandan boğazı izliyor, bir yandan da bu titiz kültürü anlamaya çalışıyorduk.

O gün Sarıyer’de börek, Anadolu Kavağı’nda balık yemiştik. Babamla Hüsmen Amca yemekde rakı içmişti. Hüsmen Amca neşeli neşeli boğazı anlatmış, Kanlıca’nın yoğurdunun meşhur olduğunu o gün öğrenmiştim.

Hava soğuk olduğu için bütün gün mantolarımızı çıkarmadan gezmiş, bunu da ayrı bir eğlence konusu yapmıştık. Komik, bol kahkahalı bir geziydi.

Günün sonunda, maaşımla anne babamı gezdirebildiğim için kendimle gurur duymuş, mutlu mesut evimize dönmüştük. Sanırım onların neşesinin bir nedeni de, en küçük çocuklarının ayakları üstünde durabildiğini görmeleriydi.

Ne güzel bir gündü. Pek çok anımı paylaşan lacivert mantomu, şimdi hayatta olmayan (iki gerçek delikanlıyı) Hüsmen Amca’yı ve babamı ne kadar çok özledim…

Bu konu nereden çıktı demeyin, dün yine boğaz turundaydık. Anılar üstüme yürüdü…

Melek BAR ELMAS

9 Ağustos 2010

2 Comments | Tags: , ,

Ali Bey Resort Side mi, SBS mi ?

İki gün önce bir mail geldi. 28-30 Mayıs 2010 tarihleri arasında Side’de ki Ali Bey Resort’un açılışına davet ediliyordum.

Fotağraflarını geçen hafta Sevim Güral’la yaptığımız toplantıda görmüş, çok beğenmiştim. Özellikle tavan detayı çok ilginç geldi. Ve kimin yaptığını sordum. Yabancı değilmiş Güral Yapı yapmış.

Alçıpanı her zaman sevmiyorum. Sadece işçiliği iyi ise ve ortamla uyum sağlıyorsa beğenirim. Resimlerden gördüğüm kadarıyla Ali Bey Resort’ta çok güzel bir uygulama yapılmış. Aslını görmek için can atıyordum.

Daveti görünce epey heyecanlandım. İşte fırsat diye !

Heyhat oğlumun 5 Haziran’da 8. sınıf SBS sınavı var. Ben gitmem dedi, başka bir şey demedi.  Efendim sınav öncesi giderse, suçluluk duyarmış. Bir türlü ikna edemedim. Nasıl beynini yıkıyorlar bu çocukların yahu.

SBS sınavı bitsin, bu yaz oğlanı kapıp gideceğim…

Melek BAR ELMAS

23 Mayıs 2010

No Comments | Tags: , ,

Magicice Buz Müzesi: Vikingler’in İstanbul’da ne işi var ?

Malum oğlum (Cankut Elmas) sınava hazırlanıyor. Bu nedenle pazar öğleden sonraları O’na ait. Nereye isterse oraya gidiyoruz. Bu hafta seçimi Magicice Buz Müzesi’nden yana oldu.

Daha önce o kadar çok soğuk depo gezdim ki, benim için ortam sıradan ve hatta çok küçüktü. Şoklama depolarının -40 derece olduğunu gözönüne alırsak, -5 derecenin de çok önemi yoktu. Oğlumu, daha önce üretim depolarına götürdüğüm için, O da bu konuda benimle aynı düşüncedeydi. Hatta zarar eden tavuk firmaları, üretim depolarını müze haline getirse, daha çok para kazanır, diye espri bile yaptık.

Buzdan heykeller ise sayıca azdı. Internet ortamında gördüğümüz Buz Festivali heykellerinin yanında amatör kaldığını bile söyleyebiliriz.

Üstüne üstlük tüm müze, vikinglere dayanıyordu ki bu da bir başka soru oluşturdu aklımızda. Çünkü müzede konu bütünlüğü yoktu. Kutup ışıkları ile başlayıp, viking reisi, karısı, komutanı, evi, teknesi, geyiği, ayısı ile devam ediyor ve buz barda, buzdan bardak içerisinde sunulan meyve suyu ile son buluyor. 

Beğendiğim tek şey bu kısım oldu açıkçası. Buzdan yapılmış bardaktan meyve suyu içmek güzel. Dışarıya çıkılamasa da içeride keyifle içtik.

Belki  anlayamadım diye, eve gelince broşürü tekrar inceledim, yetmedi internet sitesini gezdim. Yok, yanlış anlamamışım. Konu karışık. Herhalde daha çok yeni olduğu için. Umarım ileride daha iyi olur. (Bu arada internet siteleri çok yavaş, bazı sayfalar hata veriyor ve de heykellerin tamamının resmi var.) 

Müzeden çıktığımda, müzenin geleceği üç olasılıktan birisi olacak herhalde diye düşündüm:

a)      Belli bir süre sonunda yeni bir konsept ile yeni heykeller sergilenecek. Bu dönemin konusu Viking’lerdi.

b)      Ikea’nın bildik İsveç tanıtım misyonu, hemen arkada, para kazanarak devam ediyor.

c)      Aslında burası Forum İstanbul’un soğuk hava deposu olarak planlanmıştı. Ancak ekonomik kriz nedeniyle depo olarak kullanmak mümkün olamadı. Şimdilik para kazanmak için müze haline getirildi. Kriz geçince tekrar depo olarak kullanılacak.

Bakalım zaman hangi şıkkı doğrulayacak.

Sonuç; iklim koşulları nedeniyle bol miktarda soğuk hava deposu olan ülkemizde, 650 m2 büyüklüğündeki bir ortamı, 20 TL’ye gezmek, gezerken bir şey öğrenememek, üstüne bir bardak soğuk meyve suyu içmek… Hoşuma gitmedi.  

Melek BAR ELMAS

25 Nisan 2010

3 Comments | Tags: , ,

Konya Külliyatı

24-25 Mart 2010 tarihleri arasında Garanti Bankasi Sponsorlugunda gerceklestirilen 5 il 5 Zirve Toplantıları’nın 4.sü Konya’da yapıldı. Amacımız her ne kadar girişimci kadınlara destek vermek olsa da sadece bunu yapıp dönmemiz Konya’ya haksızlık olurdu.Çünkü hem Konya’ya ilk kez gidiyordum, hem de hakkında çok şey okumuş ve duymuştum.

Bu düşüncem doğru çıktı. Konya’da öyle güzel anlar yaşadık ki gittiğime de, bir gece kaldığıma da değdi.

read more »

2 Comments | Tags: , , , ,

KONYA’nın yeni hedefi bilimin merkezi olmak

25 Mart 2010 gününün tüm planlamasını ve kaynak atamasını yapan Konya Sanayi Odası’na gittiğimizde minnet doluyduk.

Bizi kapıda karşılayan Konya Sanayi Odası Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil’in odasına girdiğimizde, minnet duygumuz daha da arttı. Yaptıklarını hızla anlatan başkan bizi gururlandırmıştı. Öyle güzel projelerden bahsetti ki; tarim makinalarının üretiminde birinci sırada olmaları, yeni sanayi bölgesi, ihracatta artış, eğitimler, AB Bilgi Merkezi, Bilim Merkezi çalışmaları ile ilk adımı atılan Konya’nın slikon vadisi olma düşleri…

read more »

3 Comments | Tags: , , , , , , , , , , , ,

Sille’ye Gittiniz mi ?

Sille, kaya evleriyle hıristiyanlığın ilk sığınma yerlerinden birisi. Her sığınma bölgesi gibi gözlerden uzak bir yer.

Çoğrafyası etkileyeci. İki dağ arasında, eskiden çok gür aktığı yatağından belli olan bir derenin açtığı yerleşim alanı. Bu ilginç coğrafyanın en bilinen ürünü Sille taşı. Özellikle avlularda kullanılıyormuş. Yazın yıkanan avlu, gün boyunca serin kalıyormuş.

Bize bilgi veren görevliye Sille adının nereden geldiğini sorduk. Bilmiyormuş. Biz de herhalde ‘Sille tokat girişmek’ sözünden geliyor diye bir varsayımda bulunduk. Saçma oldu…

Eskiden önemli bir yerleşim alanı olan Sille, mübadale sonrasında giderek azalan nüfusuyla  epey bir kan kaybetmiş. Şimdilerde belediye başkanının gayretleriyle tarihi eserleri öne çıkarılmaya çalışılıyor.

Bu kapsamda Sille Konak Restoran 2. seviye tarihi eser olarak açılmış. Belediye binası ve Sille hamamı restore edilmiş. Tam bu noktada biraz durmak istiyorum.

Yeni sayılabilecek bir tarihte restorasyon yapılmasına rağmen,  sıvalar dökülüyordu. İçerisi hamam mı, etnografya müzesi mi belli olmayan bir karmaşıklıktaydı. Üstüne üstlük giriş, ne idüğü belirsiz eşyalarla donatılmış, herhalde satış yeri olarak düşünülmüştü. Gerçekten gördüklerime çok üzüldüm. Hem emek hem para heba edilmiş. Niçin doğru dürüst müzecilik yapmayı bilmiyoruz biz. İnanılmaz bir tarihi eser kaynağımız var ve hiç bir işe yaratılamıyor. Türkiye sadece Ayasofya, Sultanahmet değil ki! Yazık oluyor hem de çok yazık.

Bir de yakınlardaki bir baraja gittik. Bu yıl yağmur az yağmış. Epey bir boştu göl. Yazın Konya ciddi su sıkıntısı çekecek gibi duruyor.

Terk edilmiş binaların hüznümü, Sille’ye giderken geçirdiğimiz hafif trafik kazasının etkisi mi bilmem, bana güzelim yer heba edilmiş gibi geldi…

Melek BAR ELMAS

25 Mart 2010

No Comments | Tags: , , , , ,

İlk şehir planını kim yaptı ?

Bir minübüs dolusu girişimci kadın, lise yıllarının ruh hallerine bürünmüş, güle oynaya Çatalhöyük yoluna çıktık. Dar toprak yol üzerindeki köyler el değmemiş duruyordu.

Çatalhöyük’e geldiğimizde, önce bizi küçük ama işlevsel bir binaya aldılar. Orada Çatalhöyük hakkında bir video izledik.  Film güzeldi ama türkçe seslendirme felaketti. Kendi ülkemizde, kendi tarihi eserimizi niye azeri türkçesiyle dinlediğimizi anlayamadım. Onca güzel sesli oyuncumuz varken niye böyle bir seçim yapıldı ki ? read more »

1 Comment | Tags: , , , ,