Melek BAR ELMAS

“Benim için hayat; insanların yaşamını zenginleştirecek, denenmemiş şeyleri denemek ve öğrendiklerimi paylaşmaktır.”

RSS
people

Neden Nine (9) ?

Geçen akşam, çocuklar film izlerken gözüm danslara, kulağım da müziklere takıldı. ‘Ne seyrediyorsunuz ?’ dediğimde ‘Nine’ dediler. ‘Bunu ben de seyretmek istiyorum’ dedim ve fakat seyrederken uyuyakaldığım için iki parti halinde seyredebildim. Nihayet dün filmi tamamlayabildim…

Film düşkünlüğüm yoktur. Bu nedenle her filmi seyretmek istemem. Bir filmi seyretmem içim, ya hakkında iyi şeyler duymalıyım ya da başka yapacak bir şeyim olmamalı.

Nine, hakkında bir şey duymadım. Çocuklar seyrederken önce müzik, sonra danslar ilgimi çekti. Malum SBS sıkıntısını gidermek için eğlenceli bir şeyler iyi olur, diyerek başına oturdum.

Gerçekten de filmdeki tüm müzikleri ve tüm şarkıları çok beğendim. Yalnız sadece bunu söylersem filme büyük haksızlık yapmış olurum. Ben konusunu ve saptamalarını da çok beğendim. Açgözlü, egosu şiştikçe şişmiş, bu nedenle de hiç bir şeyden vazgeçmek istemeyen 50’sine gelmiş, ünlü bir yönetmenin; sıkışıp kalmışlığı, buna rağmen yaşama sıkı sıkı bağlanması çok güzel anlatılmış. Din ve gerçek hayat ilişkisi, samimi, içten, neşeli, biraz bencil, biraz çaresiz içgüdüleri, dolayısıyla yaşam isteklerini keyifli aktarmış.

Bir de yaratma sürecini, görselleştirme yöntemlerini çok beğendim. İlham perisi geldiğinde, gerçek yaşamdan kopuşu, beyninin yarattığı sürecin akışına kendini kaptırmayı çok başarılı anlatmış.

Bu süreci yakından tanırım. Kulağın duymaz, gözün görmez, bedenin oradadır ama beynin çoktan almış başını gitmiştir. Gözler dalgın bakar dünyaya, o anda gerçek yaşamla ilgili bir şey seni ilgilendirmez. Hayalin deryasında, dalga seni nereye götürürse, oraya kopup gidersin. Geri döndüğünde, şaşırarak bakarsın etrafına, beyninin çalışma sesini hala duyarsın, yüreğine esriklik gelip oturmuş, bedenine enerji dolmuştur. İşte bu enerjiyi kullanıp, hayalinde yarattığın neyse, gerçeğe dönüştürmek için uğraşırsın.

Bazen yaratıcılık gece rüyanda gelir, pat diye çözümle uyanırsın. Hiç yorgunluk duymazsın, yataktan kalkarken. Zıplayarak kalkar, elindeki güzel fikri, düşünceyi hayata geçirirsin.

Filmi seyrederken, bunlara daldım gitti. Kaç programı yazarken, gece yarısı uyandığımı ve şunu da yapmak gerekir diye düşündüğümü, hatırlamıyorum.

Ne kadarınız bana katılır bilmem ama, program yazmak yani bilgisayar mühendisliği tam bir yaratıcılıktır. Geliştirilen yazılımlar da sanat eseridir. Bir yazılıma bakarken, yaratıcısının duygu ve düşüncelerini görürüm ben. Bu nedenle yazılımlara bakarken gördüğüm basit bir dizi komut değildir. Çoğu zaman bir yaşam, bir algı zinciri, hayatı yorumlama biçimi görür, aksaklıkları, kaygıları, teknik sıkıntıları yüreğimde hissederim.

Neyse yine koptum gittim. Sadede gelirsem, filmi çok sevdim. Yönetmen Rob Marshall iyi bir iş çıkarmış.

Seneryoyu 4 kişinin (Federico Fellini, Anthony Minghella, Michael Tolkin, Ennio Flaiano) yazdığını gördüğümde ise çok şaşırdım. Fellini öleli çok oldu. Herhalde O’nun yazdığı bir senaryo üzerinde çalışmışlar. Oyuncular derseniz; akla zarar: Daniel Day-Lewis, Nicole Kidman, Penelope Cruz, Kate Hudson, Morian Cotillard, Judi Dench, Stacy Ferguson, Sophia Loren… Epey kalabalık ve ünlü kadro birarada. Uzun zamandır, bu kadar ünlüyü barındırıp, bu kadar güzel olabilmiş film seyretmemiştim.

Cats’den bu yana, konuyla bu kadar güzel örtüşmüş müzikleri olan Müzikal de seyretmemiştim. Müzikleri de Andrea Guerra ve Maury Yeston yapmış.

Özellikle dans sahnelerinin çekimi çok hoştu. Hele kumsalda başlayan, kumlu sahnede devam eden Fergie çok iyiydi. Görüntü yönetmenleri ise; Dion Beebe, Peter Findley ve Phil Harvey’miş.

Film 2009 yapımı, İtalya’ya ve İtalyan erkeklerine methiye niteliği de taşıyor. Filmin imdb puanı 6,1. Ben adı gibi 9 vermek isterim.

Yalnız adı niye Nine (9) ? Buraya takıldım. Yaşamına girmiş ve O’nu çok etkilemiş 9 kadın mı var ? Ben saydım 9’a ulaşamadım. Yoksa 9 yaşında, seyretmek için para verdikleri kadın mı hayatını değiştirmiş ? Ya da kadınlarla ilk tanışması 9 yaşında mı olmuş ?

Bilen ya da anlayan varsa bana haber versin. Merak işte böyle bir şey

Melek BAR ELMAS

22 Ağustos 2010

No Comments | Tags: , , , , , , , , , ,

Başakşehir Belediyesi’ne teşekkür ederim

Bahçeşehir Muhsin Ertuğrul TiyatrrosuDün akşam seyrettiğim Tuhaf İkili oyunu ile, Başakşehir Belediye’sinin Bahçeşehir Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nda düzenlediği ücretsiz ( bedava ) tiyatro gösterileri sona erdi. Dün akşam içimde biraz da hüzün kapıdaki görevlilere sordum, ‘yeni sezon ne zaman başlayacak ?’. Ekim 2010’da yeni sezon başlayacakmış.

Bugün oturdum, seyrettiğim oyunları gözden geçirdim. Altı oyun seyretmişim. İnanamadım. Bu bir rekor. O kadar yoğun bir iş hayatının içinden geliyorum ki, hiç bir zaman bir sezonda bu kadar çok oyun seyretmemiştim. Nadas’ta olmanın yararları işte.

Oyunlarda salon genellikle doluydu. Bedava olduğu için, bilet alamayıp gelenlere de görevliler elinden geldiğince yardımcı oldu. Boş yerleri değerlendirdi. Böylece oyuncular boş koltuklara oynamamış oldu.

Öte yandan benim gibi tiyatroyu seven, ancak Bahçeşehir’in tiyatro merkezlerine uzaklığı ya da iş yoğunluğu gibi nedenlerle tiyatroya gidemeyenlere de büyük kolaylık oldu. Bedava olması tabii ki katılım sayısını artırdı.

Örneğin, Hanife (Memük, bizim evin gündüz annesi) Hanım ve torunları hayatlarında ilk kez tiyatroya gittiler. Biletleri ben aldım. Ücretsiz olduğu için, kendilerini borçlu hissetmeden, seve seve, biletini aldığım her oyuna gittiler. Ben de onları tiyatro ile tanıştırmanın sevincini yaşadım.

Bence seçilen oyunlar ve Cuma akşamı oynanması iyiydi.Yeni sezon için sadece iki önerim var:

  • Biletleri saat 8:30 da dağıtmaya başlasınlar. (İşi olanlar saat 10’a kadar bekleyemiyorlar)
  • Hafta içerisinde ücretli oyunların oynanmasına izin versinler. (Başka oyunları da izleme olanağımız olsun.)

Başakşehir Belediyesi’ne bu oyunları organize ve finanse ettiği, Bahçeşehir Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nu hayata geçirdiği için çok teşekkür ederim. Sayelerinde rekor kırdım.

Melek BAR ELMAS

29 Mayıs 2010

No Comments | Tags: , , ,

TUHAF İKİLİ Oyununu Seyrettiniz mi ?

Bahçeşehir Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nda Tuhaf İkili oyununu seyrettim. Bilet kuyruğundaki bayan, oyunun ikinci kez oynandığını ve güzel bir oyun olduğunu söyledi. Ben de ümitlendim.

Çünkü Nejat Uygur’un, Kocamustafapaşa’daki tiyatrosuna yıllar önce bir kez gitmiş, tarzlarımızın uyuşmadığına karar verip, bir daha gitmemiştim. Süheyl ve Behzat Uygur’u da televizyonda bir kaç kez izlemiş, babalarının yolundan gittiklerini düşünmüştüm.

Tuhaf İkili oyununu seyrettiğimde de düşüncem değişmedi: Çok gürültülü, aynı esprinin birden çok tekrarlandığı, bel altı esprilerin dozunun fazla olduğu oyunları sevmiyorum. Tuhaf İkili de aynen böyle bir oyundu.

Oyun boyunca seyirciler, çok eğlendi, çok güldü.

Oyunculuk ve oyunlarını ayrı tutarsak, benim için kıymetli olan; Süheyl Uygur ve Behzat Uygur’un,  bunca yıldır gürültüsüz patırtısız, dedikodudan uzak bir özel yaşam sürdürmeleri ve çalışkan olmaları.

Baba mesleklerini ve babalarından aldıkları bayrağı aynı inanç, azim ve ciddiyetle taşıyorlar. Bu yönleriyle iki kardeşi de çok takdir ediyorum. 

Ne mutlu Nejat Uygur’a…

Melek BAR ELMAS

28 Mayıs 2010

1 Comment | Tags: , , , ,

Semaver ve Kumpanya

Bahçeşehir Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nda bu kez Semaver ve Kumpanya isimli oyunu izledim. Maalesef tek başıma. Geçtiğimiz iki oyunda yaşadığımız hayal kırıklığı oğlumun hevesini kırdı. Bu nedenle gelmek istemedi.

İşin aslı oyun Semaver Kumpanya tiyatro gurubunun olunca, ben de biraz ayaklarımı sürüyerek gittim oyuna. Ve fakat sürpriz !

Oyun bu sezon seyrettiğim en güzel oyunlardan biriydi. Oyuncular bu kez oyunculuğunu daha iyi sergileme olanağı bulmuş. Özellikle ışık kullanımını çok beğendim.  Işıkçı kim diye broşürde arandım ama bulamadım. Herhalde yönetmen Işıl Kasapoğlu, ışık planlamasını yaptı.

Oyun Sait Faik Abasıyanık’ın öykülerinden derlenmiş. Geçişler rahatsız edici değil ve hoş. Geçişlerdeki performansıyla Tansu Biçer’i bu kez çok daha başarılı buldum. Yalnız Nadir Sarıbacak’la ilgili bir sorunum var benim. Nedense daha iyi bir performans bekliyorum. Bir türlü beklediğim oyunculuğu göremiyorum. Beklentim yüksek galiba.

Bu arada havaların ısınması hemen belli oldu. Bahçeşehir Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’na gitmeye başladığımdan beri ilk kez bu kadar boştu.

Tiyatro sevenlere sesleniyorum: Bedava tiyatro. Kaçırmayın.

Her Cuma akşam 20:00 da. Sağolsun Başakşehir Belediyesi görevlileri, salon boş olduğunda gelenleri içeri alıyor. 

Benden söylemesi…

Melek BAR ELMAS

21 Mayıs 2010

No Comments | Tags: , , , ,

Lursin Sokağı Cinayeti

Komedi bana sorarsanız en zor alanlardan biridir. Çünkü hem zamana, hem de kişisel beğeniye göbeğinden bağlıdır. Bu nedenle komedi alanında üretilmiş eserlerden çok azı, zamanını aşıp geleceğe taşınmıştır.

Ne güzel ki bizim zamanı aşmayı başarabilmiş bir Nasreddin Hoca’mız var. Bir de her zamana uygun türetilebilen Temel fıkralarımız.

Lursin Sokağı Cinayeti, 1857’de sergilenmiş ilk kez. Muhtemelen o zaman çok beğenilen oyunlardan birisiymiş. Sadece isimleri ve semtleri Türkçe’leştirerek günümüze uyarlanmaya çalışılınca olmamış.

Moda’da Lursin Sokağı’nın, ceketi fırçalayan yardımcının, günümüzde olmadığını bilince, baştan insanın dikkati dağılıyor. Bir kez dağılınca da ne yapsanız toplanmıyor. Oyunculuklar abartılı, konu derseniz, çoktan ömrünü doldurmuş.

Güzel olan ne vardı diye düşünüp durdum. Ve oyunun tek perde olması dışında birşey bulamadım. Yoksa hayatımda ilk kez bir oyunu yarım bırakacaktım.

Oyun biter bitmez oğlumla dışarı fırladık. Oyunun sıkıntısını Kahve Dünyası’nda çikolata fondü yiyerek dağıttık.

Ahhh çikolata; mutluluk iksiri…

Melek BAR ELMAS

30 Nisan 2010

No Comments | Tags: , , , ,

Aşk Her Yerde Mi ?

Tiyatroda durum komedisini pek sevmem. Çünkü kısıtlı sahne ortamının, durum komedisini zorlaştırdığına inanırım. Sinemanın, durum komedisine daha uygun olduğunu ve daha fazla olanak sunduğunu düşünüyorum.

Aşk Her Yerde; durum komedisi üzerine kurgulanmış bir oyun. Bu nedenle konuşmalar birbirine geçmiş ve anlaşılması zorlaşmış. Argonun dozu da fazla kaçmış. Hele sokaktaki bir gencin, kadın sesiyle konuşmaya çalışan kişiyi tacizi sahnesi, fazla gereksiz duruyordu.

Oyunu seyrederken aklıma Haldun Dormen geldi. Tam O’nun tarzı bir oyun. Girişi-çıkışı bol, şamatalı, heyecanlı diyaloglar içeren, başından sonu belli, sürprizi az, fazlaca oyunculuk gerektirmeyen bir oyun. Bu tarzı sevenler için biçilmiş kaftan. Maalesef benim tarzım değil.

Oyuna rağmen Emre Kınay’ın hakkını teslim etmeliyim. Çok iyi kotarıyor oyunu ve neredeyse tek kişilik oyun performansı sergiliyor. Diğer oyuncular; Pelin Körmükçü, Sait Genay, Bahar Yanılmaz ve Cem Yanılmaz bana inandırıcı gelmedi. Oyunculukları bazen fazla abartılı, bazen de silikti. Dengeli bir performans izlenimi edinemedim.

Oyunu balkondan izledim. Bu nedenle seyircileri de izleme şansım oldu. Vallahi onlar çok eğlendi ve çok beğendi.

Ya beğenilerim genelden çok uzaklaştı ya da ben ters günümdeydim… Bilmiyorum.

Çıkışta; olsun dedim içimden, ben tiyatroyu severim. Yine de iyi ki seyrettim.

Hiç olmazsa oyunun pozitif mesajı vardı : Umudunuzu kesmeyin, her zaman sevebilir ve sevilebilirsiniz…

Melek BAR ELMAS

23 Nisan 2010

2 Comments | Tags: , , , ,

BASİT BİR EV KAZASI

Tek kişilik oyunları severim. Çünkü tiyatrodaki tüm unsurların çok iyi olmasını gerektirir. Dekor, müzik, oyun ve oyuncu. Bunlardan birisi bile iyi olmadı mı bütün oyun çöpe gider. Bu nedenle de tek kişilik oyunları cesur hatta meydan okuyucu bulurum. Her oyuncunun da altından kalkabileceği bir iş değildir.

Dün akşam, BASİT BİR EV KAZASI oyununa, tek kişilik oyun olduğundan başka bir şey bilmeden, merak içinde gittim.

Tek kelimeyle muhteşemdi. Oyun koza gibi sardı sarmaladı ve kendimle başbaşa bıraktı beni.

İki yıldan daha uzun süre evli olup da oyunda anlatılanlardan en az birini yaşamamış ya da hissetmemiş bir kadın olduğunu sanmıyorum. İster çalışan kadın, isterse ev kadını olsun. Durum farketmiyor. Alışkanlıkların, evliliğin üstüne serdiği iletişimsizlik pelerini, zaman içinde giderek ağırlaşıyor ve tarafları nefes alamayacak duruma getiriyor.

İşte oyunun muhteşemliği de tam bu noktada; bu kadar hüzünlü ve bildik bir konuda, nasıl oldu da bu kadar çok gülebildik. Oyunda 3 doz komedi, 1 doz dram, 1 tutam da seyircileri oyuna kat, formülü uygulanmış. Çok da güzel olmuş.

Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa Günay Karacaoğlu’nu yıllar önce bir çocuk oyununda seyretmiştim. O zaman oyunculuğunu beğenmemiş,daha alacak çok yolu var diye düşünmüştüm. Televizyon dizilerini çok seyretmediğim için, oyunculuğundaki gelişmeyi izleyememişim ne yazık ki. Fakat dün akşam somut olarak dört dörtlük bir oyunculuk vardı. Üstüne üstlük tiyatroyu çok sevdiği ve keyif aldığı her halinden belliydi.

Oyundan çıktığımda kendimle o kadar başbaşa kaldım ki bir şeyi atlamışım. Biraz önce bilgisayarımın başına oturduğumda fark ettim. Oyunun yazarı: Murat İpek. Ne var bunda diyeceksiniz. ‘Bir erkek bu kadar kadınsal duygu hallerini nasıl yazabildi ?’ Çünkü oyun tam bir kadın oyunu. Şaşırdım. Bir erkekten bu kadarını beklemezdim.

Oyunda beni en çok: ‘Bir bardak su idim. Döküldüm’ cümlesi etkiledi. Cümle adeta bir ok gibi yüreğimi deldi geçti. Bir bardak suyla pek çok şey yapılabilir. İçilebilir, çiçek sulanabilir, yemeğe katılabilir… Bilir oğlu bilir yani. Ve fakat genellikle dökülür. Neden ???

Melek BAR ELMAS

16 Nisan 2010

No Comments | Tags: , , , , ,

Uçurtmanın Kuyruğu’nu Uçuramadım

Dün akşam ‘Uçutmanın Kuyruğu’ isimli oyunu seyrettim. İki kişilik bir oyundu. İki oyuncu da (İlker Ayrık, Aykut Taşkın) işini hakkıyla yaptı. Oyunculukları çok iyiydi. Tabii ki bunda Yönetmen Savaş Dinçel’in de katkısını unutmamak gerekir.

Oyunun konusu ise anlamlı ve güzeldi: Babasının ölümünden sonra, babasıyla yüzleşen bir yetişkinin hikayesi.

Ebeveynle yüzleşme; üzerinde sayfalarca yazabileceğim, klavyemin çenesini düşürtecek bir konu. Çünkü hem ergenlikte yüzleşme fırsatı olamayan bizim kuşağı, hem de çocuklarım nedeniyle bugünün kuşağını yakından izledim. Çok anım var bu konuda.

Her insanın kendi iç sesine ihtiyacı olduğunu biliyorum. Bu iç ses yüzleşenlerde kendi sesleri, yüzleşemeyenlerde ebeveynlerinin sesleri oluyor. Hüzünlü bir gerçek.

Oyunu seyrederken kendi babam aklıma geldi. Ben çok küçükken, boyumu aşacak kadar büyük bir uçurtma yapmıştı. Küçük olduğum için abimlerle uçurtmaya gitmişlerdi. Döndüklerinde babamın eli, kan revan içindeydi. Üçü birden uçurtmanın ne kadar yükseğe çıktığını keyifle anlattılar. Kıskançlık duygusuyla sanırım ilk o gün tanışmıştım.

Oyun çıkışı yine babamı özledim. Şükür annem yanımdaydı ve tiyatroya birlikte gitmiştik. Yine de dünden beri iç sesimin ne kadar bana ait olduğunu düşünüp duruyorum.

Seyredin bakalım siz ne düşüneceksiniz ?

Melek BAR ELMAS

9 Nisan 2010

No Comments | Tags: , , , ,

Bedava tiyatro baldan tatlı mı ?

Bahçeşehir, Başakşehir’e bağlandıktan sonra belediyeye hiç gitmemiştim. Telefonuma gelen mesajda, gelişim merkezinde ‘bahçe bakım eğitimi’nin başlayacağı yazıyordu. İlgimi çekti. Çünkü uzun yıllardır öğrenmek istediğim şeylerden birisidir, bahçe bakımı.

18 Mart 2010 perşembe günü sabahı belediyenin eğitim binasına gittim. Anlattıkları bana tatminkar geldi, eğitime kaydımı yaptırdım. Hazır buraya kadar gelmişken yeni açılan Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’na da uğrayıp bir bilet alayım dedim. Buraya da gitmemiştim.

Tiyatronun önündeki uzun kuyruk, ne güzel artık insanlar tiyatroyu sevmeye başlamış, diye düşünmeme neden oldu. Kuyrukta beklerken öğrendim ki belediye tiyatro biletlerini ücretsiz dağıtıyormuş. Meğer kuyruk bu nedenle bu kadar uzunmuş. Buraya kadar geldim, beklerim dedim ve nurtopu gibi 2 bilet sahibi oldum.

Böylece elde edilen biletlerle, 19 Mart 2010 Cuma günü akşamı oğlumla başbaşa Sunay Bey Tarihi oyununa gittik. Salon da kuyruk gibi doluydu. Sunay Akın’ın görüşleri bana her zaman ilginç gelmiştir. Oyunu da aynı keyif ve ilgiyle izledik. Farklı açılardan konulara bakma yeteneği oyunu yeterince değişik ve akıcı kılıyor. Kendi adıma bilmediğim bir çok şey öğrendim oyundan. Özellikle ‘bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete’ sözünün çıkış kaynağı oldukça eğlendirdi beni.

Oyun çıkışında bir konu aklıma takıldı: Böylesine güzel bir metin, iyi bir tiyatro oyuncusunun elinde daha mı başarılı olurdu ? Oğlum da ben de, iyi bir oyuncunun elinde bu metnin, daha anlaşılır olacağı konusunda fikir birliğine vardık.

Yol boyunca hararetli bir biçimde; yazılı tarih ile yazılı olmayan tarih arasındaki farkları, mevcut durumuyla tarihin ne kadar bilimsel olduğunu, güçlü olmanın yazılı tarihe olan etkilerini tartıştık. İkimiz de bilginin zaman içerisinde ne kadar çok kaybolduğuna üzüldük. Oğlumun bu tür tartışmaları yapacak kadar büyümüş olduğunu görmek beni çok sevindirdi. O’nunla gurur duydum.

Takıldığım bir diğer konu da belediyenin ücretsiz tiyatro bileti vermesi oldu. Tiyatro kültürünün yaygınlaşması açısından iyi bir şey gibi duruyor. Bununla birlikte, sadaka kültürünün buraya kadar gelmesini doğru bulmuyorum. Kömür, altın, çamaşır makinası derken tiyatro biletine gelindi. İnsanlara iş verilse, kazandıklarıyla bunları kendileri alsa daha onurlu bir yol seçilmiş olmaz mı ?

Anlayacağınız; düşündüren, öğreten, eğlendiren, gurur veren, güzel bir geceydi.

Melek BAR ELMAS

19 Mart 2010

No Comments | Tags: , , , , ,

Bilim Kurgunun Durakları

Bahçıvan (The Lawnmower Man-1992), Matrix (1999), Ay (Moon-2009)

Bilim kurgu filmlerini severim. Eğer;  geleceğe dair önemli ipuçları veriyorsa…

Bu nedenle üç filmi çok önemsiyorum. read more »

No Comments | Tags: ,