(*****) (5/10)
Niçin Okuyasınız ?
Öncelikle erkekseniz bu kitabı okumayın. Çünkü kitap kadın kahramanın üzerine kurgulanmış.
Kadınsanız, seçimlerinizin hayatınızı nasıl etkilediğini merak ediyorsanız ve oyun oynamayı seviyorsanız bu kitabı okuyun.
“Benim için hayat; insanların yaşamını zenginleştirecek, denenmemiş şeyleri denemek ve öğrendiklerimi paylaşmaktır.”
(*****) (5/10)
Niçin Okuyasınız ?
Öncelikle erkekseniz bu kitabı okumayın. Çünkü kitap kadın kahramanın üzerine kurgulanmış.
Kadınsanız, seçimlerinizin hayatınızı nasıl etkilediğini merak ediyorsanız ve oyun oynamayı seviyorsanız bu kitabı okuyun.
Dr. James W. Pennebaker
Niçin Okuyasınız ?
Son zamanlarda, doktorların pek çok hastalığın nedenini strese bağlamaları beni fena halde daraltmıştı. Düşünsenize günümüzde stressiz bir yaşam olası mı ? Televizyonu açıyorsunuz, haberler yetiyor. Yola çıkıyorsunuz, trafik ve insanlar çığırından çıkmış durumda. Deprem, ekonomik kriz…
Yani günümüzde stressiz bir yaşamı düşünemiyorum. Stresten kaçamayacağıma göre, stresle başa çıkmanın yollarını öğrenmeye karar verdim. Kitap da bu nedenle dikkatimi çekti.

Aşağıdaki durumlardan enaz biri size uyuyorsa kitabı okuyun derim:
Ye Dua Et Sev; biyografik roman. Elizabeth Gilbert’in, kendini arama ve yeniden yapılandırma amacıyla yaptığı bir yıllık seyehatlerinin öyküsü. Kısaca kaçış öyküsü.
Kitapta beni etkileyen, dikkatli gözlemler ile ilginç ve akıl işi yorumlar oldu. Özellikle ‘çaresiz aşklar’ yorumunu çok beğendim. O kadar beğendim ki kitabı bir müddet okumaya ara verdim.
Ruhani deneyimleri tanımlama yetersizliği dışında kitapta beni rahatsız eden bir şey olmadı.
Kitabın dili sıkıcı değil. Hatta eğlenceli. Kendisiyle dalga geçmesini sevdim. Neyse ki devam kitabı var. Okuyacağım …
“Çaresiz bir aşkta, karşımızdakinden bizim ihtiyacımız olan kişi olmasını bekleyerek karekterler yaratırız ve sonra bizim yaratmış olduğumuz role girmeyi reddettiklerinde, kendimizi perişan hissederiz. ” (Sayfa: 35)
“George Bush’un sözünün geçtiği her yerde insanlar sadece, ‘Bunun nasıl bir şey olduğunu anlıyoruz; bizde de bir tane var.’ diyerek Berlusconi’yi işaret ediyordu.” (Sayfa: 157)
“Balililer dünyanın en huzurlu, dindar ve sanatçı insanları imajını tam anlamıyla bir geçim kaynağı olarak kullanıyorlar; ama bunun ne kadarı hakiki, ne kadarı ekonomik olarak hesaplanmış bilmiyorum.” (Sayfa: 332)
Kitabı ilk kez D&R’ın çok satanlar bölümünde gördüm. Adına baktım ve dinin giderek artan ekonomik değerini düşünüp, geleceğe dair karamsarlığa kapıldım ve yanından hızla uzaklaştım. Daha sonra eşimin kuzeni kitap fuarına gideceğimizi duyunca, bu kitabı almamızı rica etti. Kitabı alırken biraz karıştırdım. İlgimi çeken paragraflar olunca, kendimiz için de aldım. Kitabı önce eşim okudu. Bitirdiğinde ‘Başını sevmedim, çok depresif ama Bali bölümünü beğendim. Hepiniz okuyun da filmini seyredelim. Manzaralar güzel olur.’ deyince, nezleden başımı kaldıramaz halde yatmaya başladığım zaman kitabı okumaya başladım.
Ye Dua Et Sev, kendini sorgulayan, mutsuzluklarının nedenini bulup çözmek isteyen, çağdaş kadının güncesi. Gelecek kuşaklara aktarılabilir olduğunu sanmıyorum. Çünkü fazlasıyla bugüne ait. Bilgi değeri taşıyan kısımlar daha çok derleme.
Yine de kitabı sevdim. Neden derseniz samimi, içten ve depresyona rağmen eğlenceli. Ayrıca bilgiler zekice harmanlanmış. Ve de nadas hallerine çok uygun…
Kitabı okurken, pek çok yerde durup düşünmem gerekti. Tanrı tanımı ve bu tanıma olan ihtiyacın nedenlerini tekrar ele aldım.
Benim din konusundaki ilk düşünmeye başlamam, 2,5 yaşındayken anneme ‘Bizi Allah yarattı, peki Allah’ı kim yarattı ?’ sorusuyla olmuş. Tabii ki bunu hatırlamıyorum. Bu konuda hatırladığım ilk anım, 3 ya da 4 yaşındayken annemle gittiğimiz bir mevlüde dair. Hayal mayal hatırladığım, çok kalabalık olduğu, tüm kadınların beyaz ve gül kokulu örtüleri olduğuydu. Havasız, kalabalık ve sıcak ortamda, bir de uzun süre sabit oturmak zorunda kalınca, canım sıkılmıştı. Sıkıldığım her zaman olduğu gibi uykum geldi. Gözlerimi zor açıyordum. Herhalde başkaları da esnemeye başlamış olmalı ki Hoca ‘Mevlüdde esnerseniz, şeytan bir top günahı ağzınızdan içeri yollar.’ dedi. Bir yandan ağzımı hızlıca kapatıp, bir yandan da ‘Bu ne kadar anlayışsız bir hoca. Dini sevdireceğine, korkuyor.’ diye düşünmüştüm. Sonraları bu konuda çok okudum, çok araştırdım. Sonunda içime sinen bir tanımım ve felsefem oldu. Dini ve inancı, kişinin özel konusu olarak algıladım.
Son on yıldır, tüm dünyada dinin siyasi ve ekonomik amaçlar için kullanımı artıyor. Her şeyin bir bedeli olduğu esasından hareket eden kapitalizmin, bu yıllarda durağı din. Bu ise hassas ve kışkırtmaya yol veren bir zemin. Hem yakın hem uzak tarih, kanlı din savaşlarıyla dolu.
Herkesin şefkatli ve sevgi dolu tanrısı varken, neden din savaşları yaşanır ? İnsanoğlu yaratılırken, iktidar, üstünlük ve hırs duyguları neden hamuruna katılmıştır ? Nihai hedef iyi insan olmak ise, tüm bunların anlamı nedir ?
Kitap yakaladığı satış başarısı ve filme alınmasıyla yazarına yeterince servet sağladı. Yazarın Bali hakkındaki yorumu, kendisine de aynen uyarlanabilir. Bu da işin ironisi.
Bu arada filmini de seyrettim. Kitabı okumadan filmini seyretmeyin. Film gişe kaygısıyla odağını kaybetmiş.
Kitap sadece günümüze dair, bilgilerin neredeyse tamamı derleme ve ismi çok ticari. Bunlar puanı düşürten şeyler.
Bir de kitap neden sorusuna cevap vermiyor. Aldığınız cevap çoğunlukla niçin sorusuna yönelik. Bu arada hakkını yemek istemem, dikkatli okuyucu için, nasıl sorusunun üstü örtülü cevabı var…
Melek BAR ELMAS
7 Ocak 2011
Dharma Yayınları
Psikiyatri ve Rusya’nın yeni yönetime geçiş aşaması ilginizi çekiyorsa bu kitabı okumalısınız.
Bir Rus psikiyatristin anılarından oluşan kitap, şamanizm üzerine de ilginç bilgiler veriyor.
Kitabı, benim psikoloji kitaplarına meraklı olduğumu duyan bir dostumun tavsiyesi üzerine okudum.
Kitap; Rusya’daki yaşama, akıl hastanesine, Altay Dağları’na, Şamanizm’e ve Rus bilim camiasına dair ilginç bilgiler veriyor. Rus yönetimini eleştiren yapısıyla, bunları nasıl yazmış diye merak ettim. Sonra yaptığım araştırmada kendisinin Amerika’ya yerleşmiş olduğunu öğrenince nasılını anladım. !…
Yazarın anılarından oluşan kitap, şimdiye değin en rahat okuduğum psikiyatri kitabı. Özellikle akıl hastalarının anlatıldığı bölümler okunmaya değer. Oldukça ilginç mistik anıların da yer aldığı kitap, zaman zaman insanı çelişkiye düşürüyor.
Okurken “nı” yerine “m” harfinin sıkça kullanılması, hecelerde yer değiştirmelerin bolluğu ilgimi çekti. Dizgiyi yapan kişinin gözlüklerinin olup olmadığını merak ettim.
“Sana, dünyadaki tüm acıların kaynağının ölümü kabullenememekte yattığını anlatmak istiyorum. İnsanın bilinen en büyük acısı, ölmek zorunda olduğumuzu bilmemiz ile sonsuza dek yaşama arzumuz arasında bulunur.” (Sayfa: 146)
“Karşı karşıya kaldığın her seçimde aldığın kararın, gerekli olan beş niteliği tatmin edip etmeyeceğini sormalısın. Eğer bunlardan bir tanesi eksik kalıyorsa o zaman başka bir karara yönlenmelisin. Bu şekilde daima doğru yolu bulacaksın. Bu beş nitelik; doğruluk, güzellik, sağlık, mutluluk ve aydınlıktır” (Sayfa: 188)
Bu kitabı okurken sık sık aklıma “Sana Gül Bahçesi Vadetmedim” isimli kitapla, şimdi artık çıkmayan “Şizofrengi” dergisi geldi. Masanın karşı tarafını, yani hastaların ağzından hastalıkları ve doktorları merak ediyorsanız, bunları da okumanızı öneririm.
Melek BAR ELMAS
7 Ocak 2007
Gültekin BAKTIR
Ring Reklamcılık A. Ş.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında dünyaya gelen ve İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e dönüşümüzün sancılarını ve güzelliklerini birlikte yaşayan, yaşama sevinci dolu bir tanığın anılarını merak ediyorsanız bu kitabı okumalısınız…
İstanbul aşıkları, kitabı mutlaka edinmeli. Çünkü kitapda Bebek ve İstanbul hakkında çok hoş bilgiler var.
Kitap; son derece mütevazi bir nedenle yazılmış bir otobiyografi. Ya da kitaplaştırılmış anı defteri.
Yazar kitabı yazma nedenini şöyle belirtiyor:
“Çocuklarıma, torunlarıma ve onlardan sonra gelecek kuşaklara, o dönemin sosyal koşullarını, ailemizin yaşam biçimini, kız çocukların kaderinin aile kuralları içinde nasıl saptandığını, çocukluk ve genç kızlığa geçiş dönemindeki mutlulukları, hüzünleri ve acıları aktarmak için yazdım.”
Aslında anılar kuşaklar arası bilgi aktarımı için yazılmış. Sonra da anneler günü hediyesi olarak kitaplaştırılmış.
Kitabı okuduğunuzda, 1924’den günümüze emek emek oluşturduğumuz değerlerimizi ve onları korumanın önemini bir kez daha kavrıyacaksınız …
“İlkokul bitince, ağabeyim karşı çıktığı için Amerikan Kız Kolejine gönderilmedim ve Kandilli Kız Lisesi’ne yazıldım. Bu karşı çıkmanın nedeni büyük olasılıkla ağabeyimin bütün kız arkadaşlarının Amerikan Kız Koleji’ne gitmeleriydi; yani o, bir erkek adam olarak kızlarla flört edebilirdi ama kız kardeşinin onlardan biri gibi olması çok büyük bir tehlikeydi… Şimdilerde buna çifte standart deniyor.” (Sayfa: 60)
“Saray yaşamının ihtişamından, kadınlar arası kıskançlıklardan, babası yerine bir adama verilmesinden sonra yalnız kalmanın hüznü içinde, mutluluğu dostluklarda arıyordu diye düşünüyorum.” (Sayfa: 135)
Ben biyografi okumayı severim. Hele de beğenilme kaygısı taşımadan, dürüst, içten, sıcacık yazılanlara bayılırım.
Kitabı bana sevgili Aydan Baktır (yazarın kızı) hediye etti.
O akşam hemen başladım. İsmine sahip çıkma savaşı veren Gültekin Baktır’ın, eğitimini yarıda bırakarak neredeyse zorla evlendirilmesi beni çok etkiledi. Kitap boyunca bunun izlerini ve ürettiği çözümleri aradım. Ben ararken kitap bitiverdi.
Sevgili Aydan’ı aradım ve kitabın satılıp satılmadığını sordum. Kitap şu anda kitapçılarda satılmıyor. Sınırlı sayıda basılmış. Kitabı edinmek isteyenler bana ( melek.bar.elmas@merlin.com.tr ) bir ileti yollarsa, edinmeleri konusunda yardımcı olurum. Çünkü yazar kitaptan elde edilecek geliri KAGİDER’e bağışlayacak.
Yaşlılıkta kitap yazma fikri bana çok cazip ve üretken geliyor. Bu nedenle bu tür kitapları kaçırmadan okumaya çalışıyorum. Bu tür kitapları seviyorsanız, türünün klasiği Mina Urgan’ın ‘Bir Dinazorun Anıları’nı atlamamanızı tavsiye ederim.
Kitap mütevazi nedenini aşmış, yavaş yavaş okuyucularıyla buluşuyor.
Bir asırlık çınar: Gültekin Baktır
80 yaşında, bilgisayar başında kitap yazarsa, bana düşen ilk fırsatta tanışıp ellerinden öpmek ve kitabı herkese tanıtmaktır.
Darısı hepimizin başına….
Aşağıdaki yazı posta kutusuna düştüğünde şaşırıp kaldım. Nadas bu kadar güzel anlatılabilir. Paylaşmazsam olmaz deyip paylaştım…
Melek BAR ELMAS
17 Eylül 2010
HAYAT UC BUCUK ILE DORT ARASINDADIR
Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama, biraz duraksa, neler olup bittigine anlam verme.
Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi ve varlığın ile buluşamadı.
Sorun yok, sadece bekle.
Günes doğacaktır, çimler yeşerecektir, çicekler açacaktır, rüzgar esecektir ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur!
İzlemene devam et, şahitlik güzeldir, hem olayın dışındadır hem de içinde, o bir dengedir, o anlamlıdır. Şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş. Güzellik olanların içinden filizlenecektir;
Zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliginden olur!..
Hayat üçbucukla dört arasındadır…
Ya üçbucuk atarsin, ya da dört dörtlük yaşarsın…
NEYZEN TEVFİK
Liliana Serafimova
Doğan Kitapçılık
Atatürk’e ve düşüncelerine inanıyor, O’nu seviyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.
Kitap daha çok Atatürk’ün gençlik aşkını anlatıyor gibi dursa da O’nun düşünce alt yapısını ve nedenlerini, inançları doğrultusunda yaşamasını ve centilmenliğini çok iyi sergiliyor.
Kitabı okuduktan sonra O’nu biraz daha seveceksiniz.
Kitap akıcı bir dille yazılmış ve kolay okunuyor. Kitabın bölümler şeklinde yazılmaması, okuyucuyu zora sokuyor. Durmanız gereken yeri bilemiyorsunuz ve okumaya ara veremiyorsunuz. Bu nedenle sabahlayabilirsiniz. İlk kez, kitabı okunabilir uzunlukta bölümler halinde yazmanın, okuyucunun hayatını kolaylaştırdığını farkettim.
Kitabı okurken iyi eğitimin önemini ve Atatürk’ün ne kadar iyi eğitilmiş olduğunu bir kez daha anladım. Kitap, politikacıların iyi eğitimli ve yüksek ahlaklı olmasının yaşamsal önemini hatırlatıyor.
Bu kitap, Atatürk’ün, bir şelale kadar tutkulu, bir anne kadar şefkatli, bir peygamber kadar inançlı, aslan kadar cesur ve bir kelebek kadar nezaketle yaşadığı hayatını öylesine güzel anlatıyor ki… Okuyan O’nun yanında olmak istiyor.
“- Türkiye’de de güzel genç kızlar ve kadınlar var, diye devam etti ateşli konuşmasına. Ama onlar sizin gibi olamazlar !… Yüzlerini feraceyle gizlemek ve esirlerin alçaltıcı durumuna düşürülerek yaşamak zorunda bırakılmışlar.
-Sizin gelenekleriniz farklı.
-Çağdaş dünya karşısında bizi utandıran gelenekler. Haremleri mutlaka duymuşsunuzdur.
- Avrupa’da onlardan egzotizm olarak söz ediliir.
- Ne egzotizmi düpedüz barbarlık. Allah cezalarını versin ! diye öfkesini Türkçe haykırdı ve Fransızca devam etti. Ama bütün bunlara, harem ve feracelere, er ya da geç son verilecek.” (Sayfa: 38)
“Savaşın acımasızlığını yaşayan genç insanlar içgüdüsel olarak insanca bir şeylerin peşine düşmüşlerdi ve her sevdayı, her acıyı şarkı ya da şiire dökmeye hazırdılar.” (Sayfa :126)
Melek BAR ELMAS
19 Kasım 2006
Robin S. Sharma
GOA Basım Yayın
Herkes gibi siz de zaman zaman, önceliklerinizin karıştığını, ailenize yeterince zaman ayıramadığınızı düşünüyorsanız bu kitabı okuyun.
Bununla birlikte daha önce Robin Sharma’dan bir kitap okuduysanız, bu kitapta çok farklı bir şeyler bulmayacağınızı belirtmeliyim. Öneri ve tavsiyeler aynı…
Kitap, tam bir pazarlama örneği. Aynı bilgileri, ısıtıp ısıtıp okuyucunun önüne koymasına rağmen, yine de okunabiliyor. Bu açıdan kitap incelenmeye değer.
Ferrari’sini Satan Bilge, kız kardeşinin uçak kazası geçirmesi üzerine, kardeşinin yanına taşınır. Amacı kardeşinin bundan sonraki yaşamını güzelleştireceğine inandığı beş ustalığı kardeşine öğretmektir.
Kahramanımız, Ferrari’sini satmış olduğu için artık yürümektedir. Bu hobisi öyle bir noktaya gelmiştir ki, kardeşine anlatacağı öneri ve tavsiyeleri, evinde rahat koltuklarda anlatamamaktadır. Bu nedenle kardeşi, öğreneceği beş dersi alabilmek için; o park senin, bu müze benim, şehri turlamaktadır. Sonunda beş ders biter, Bilge başkalarını yürütmek amacıyla, şehri terk eder. Kardeşi de ayaklarını dinlendirmek ve ailesine kavuşabilmek ümidiyle evine döner.
Robin Sharma’dan başka kitap okumayı düşünmüyordum. Şeker Bayramında ziyarete gelen bir misafirimiz, kitabı bitirmek üzereydi ve beğendiğini söyledi. Ben de şöyle bir bakayım dedim. “Yazara saygısızlık olmasın.” takıntım nedeniyle kitabı okudum. Bir ara okumayı sürdürebilmek için, bir anket hazırlayayım diye düşündüm, kitap yeterince eğlenceli olduğu için de vazgeçtim.
“Eninde sonunda, hayat oyunu içsel bir oyundur, beyinde oynanan bir oyun.” (Sayfa: 140)
“Blaise Pascal : İnsanların çektiği bütün bu ıstırap, bir odada sakin sakin oturamamaktan kaynaklanıyor.” (Sayfa :181)
Melek BAR ELMAS
7 Kasım 2006
Irvin Yalom
Kabalcı Yayınevi
Terapi sürecini merak ediyorsanız ya da benim gibi Irvın Yalom’un sadık bir okuyucusuysanız kitabı okumalısınız.
Kitabın bir diğer özelliği ise Irvın Yalom’un ilk kitabı olması. Diğer kitaplarını okuduğunuzda bireysel gelişimi ve aldığı yol karşısında etkilenmemek elde değil.
Eğer Psikiyatri Profesörü Irvın Yalom’dan ilk kez bir kitap okuyacaksanız, benim önerim “Divan” ya da “Nietzche Ağladığında” olurdu.
Yaklaşık iki yıl süren terapinin, görüşme sonrası notlarından derlenen kitap, zaman zaman okuyucuyu sıkıyor. Burada çeviride mi bir sorun var, yoksa sürecin kendisi karmaşık olduğu için mi bu duygu oluşuyor ? Anlayamadım. Kitabı okurken zaman zaman sonsuz döngüye girdiğimi hissettim. Buna rağmen hastanın iyileşme göstermesi, aklın ve bedenin iyileşme yeteneğinin şaşırtıcı tarafıydı.
Tüm iş hayatım, insan beyninin kötü bir taklidi olan bilgisayarlara bir şeyler yaptırmaya çalışarak geçti. Bu durum, ister istemez sistemin aslına olan ilgimi artırdı. Bir de ikinci mesleğim olan öğretmenlik eklenince, psikoloji ciddi bir hobi alanım olarak gelişti. Bu alana ilgi duyan hemen herkesin bildiği Prof. Dr. Irvın Yalom benim de okumaktan keyif aldığım yazar bilim adamlarından…
“Hastalar acılarını azaltmak için terapi arayışına girerler; acıdaki bu rahatlama (ve sıklıkla buna eşlik eden kişilik değişikliği) birincil kazancı –psikoterapinin varolma nedeni- oluşturur. Ancak hastanın terapide bulunma sürecinden bazı güçlü hazlar alması da nadir değildir; hiç bitmeyen sonu gelmeyen derdin, her düşüncesine verilen büyük dikkatin, her şeyi bilen, koruyucu terapistin güven veren varlığının, önemli bir karar vermenin gerekmediği geçici olarak canlılığın kaybedildiği durumun tadını çıkarabilir. Bazen ikincil kazançlar o kadar büyük bir hale gelebilir ki terapide kalma arzusunun iyileşme arzusunun önüne geçmesi sıklıkla görülür.” (Sayfa:284-285)
“… hasta er ya da geç kendi kendine sorar, “Bununla tatmin oluyor muyum ? Bu şekilde devam etmeyi istiyor muyum ?” Sonunda her terapi biçimindeki her yol bu karar noktasına açılır, hasta ve terapist burada değişiklik sürecinin enerji sağlayan özünün gelişini beklemelidir: Bu öz İstenç’dir.” (Sayfa: 287)
Melek BAR ELMAS
22 Eylül 2006
Nermin BEZMENAşağıdaki sorulardan en az birine “EVET” diyorsanız, bu kitabı okuyun.
Kitaba Dair…
Sır; okuduğum ilk Nermin Bezmen kitabı. Bu nedenle yazarı bütün olarak değerlendiremiyorum.
Kitaba başlarken öykünün ana fikri çok hoşuma gitmişti: Öldüğünüzde çocuklarınıza bırakacağınız bir anı defteri.
Kitabı okumaya, “Ben böyle bir defter yazsaydım, neler yazardım acaba ?” diye kendime sorarak başladım. Ve hatta bu konuda felsefe yapıp, ihtiyaç oluştuğu anda bilgimi paylaştığım için, büyük olasılıkla deftere yazacak bir şey bulamayacağımı düşünüp, kendimle biraz da eğlendim.
Kitabı okudukça, “insan çocuklarına ve torunlarına niçin sadece cinsel yaşamını anlatmak ister ki ?” deyip sağlam bir neden aramaya başladım. Kitap nedensiz bitti. Çok bozuldum.
Ben de kendi nedenlerimi uydurdum;
Seçenek 1: Narsist, isterik ve teşhirci bir nine, son zamanlarında keyif alacak bir şey bulamayınca, çareyi eski anılarını paylaşmakta bulmuştur.
Seçenek 2 : Eş(ler)ini cinsellikle yöneten ve etkileyen bir nine, ölmeden önce ustalığının püf noktalarını, sonraki kuşaklara aktarmak istemiştir. (Mimarların “kilit taşı”, ev kadınlarının “venüs tepesi” gibi bir şey olamaz mı yani ?!…)
“Hafıza, kendi başına kalabalık bir arkadaş grubu, yaşlı insan için. Yaşamayanların bile hala daha içinde canlı olarak yer aldığı bir arkadaş grubu.” (Sayfa:47)
“Büyümek, aldığın kararların hayatına ne sorumluluklar getireceğini anlamaktan geçer.” (Sayfa: 89)
Melek BAR ELMAS
10 Ekim 2006