Melek BAR ELMAS

“Benim için hayat; insanların yaşamını zenginleştirecek, denenmemiş şeyleri denemek ve öğrendiklerimi paylaşmaktır.”

RSS
people

M. Rifat Hisarcıklıoğlu’ndan Atasözleri

Şimdiye değin bahsetmedim sanırım. 2006 yılından bu yana TOBB Türkiye Bilgisayar Yazılımı Meclisi Başkan Yardımcısı’yım. Sektörüme katkım olması arzusuyla, toplantıların çoğuna katılmaya ve üzerime düşen çalışmaları yapmaya özen gösterdim.

26 Eylül’de Ankara’da yapılan TOBB Türkiye Sektör Meclisleri İstişare Toplantısı’na da katıldım. Toplantının iş hayatını ilgilendiren kısmını www.girisimcilericin.com’da okuyabilirsiniz. Burada ise toplantının beni etkileyen insani taraflarını anlatmak istiyorum.

read more »

No Comments | Tags: , ,

BODRUM Sahilleri

Bilirsiniz ben Bodrum’luyum. Sonradan yerleşenlerden değil, gerçekten Bodrum’da doğmuş büyümüş anne ve babanın çocuğuyum ben. Koskoca yarımadada artık bir avuç kalmış olanlardan. Lakabı olan Bodrum’lulardan.

Ben: “Veysel’in Kamil’in Fatma’nın Melek”im buralarda. Sonradan alınan soyadımız BAR’dır. Bu nedenle burada “Veysel’ler” ya da “BAR’lar” denildiğinde benim de içinde olduğum kalabalık bir sülale akla gelir.

Annemin sülalesi ise “Toplar”dır. Kızılağaç köyünün tamamı bu sülalenindir.

Yani kuşaklar boyu Bodrum’luyum ben. Masal yerine, Bodrum türkülerinin gerçek  hikayelerini dinleyerek büyüdüm.

Bu nedenledir ki Bodrum benim için farklıdır. Herkesin magazin dünyasından tanıdığı  Bodrum’u hiç bilmem. Her yıl baba evime gelir, yenilerin pek bilmediği yerlere gider, sonra da İstanbul’a evime dönerim. Bu yıl da geldim memleketime.

Geldiğim gün, bana ‘hoş geldin’e gelen akrabamın elinde bir dilekçe örneği vardı. ‘Melek abla kıyılarda halka yer kalmadı. Dilekçe topluyorum.’ dedi. Resimler de dilekçenin ekindeydi.

Resimlere baktım. Şimdi masayla dolu olan yerlerde çocukluğum geçti. Ortaokulda okurken bu sahildeki, Paluko’nun evinde oturuyorduk. Sabah yataktan kalkınca mayolarımızı giyer, bütün gün denize girer, akşam da sahile serdiğimiz kilimin üzerinde “Paluko’nun Melek Hanım” teyzenin masalsı hikayelerini dinlerdik. Ay ışığında hayal kurmayı, deniz kenarında yatağımdaki kadar rahat uyumayı; hayata, insanlara ve doğaya güvenmeyi o sahillerde öğrendim ben. Korku; o sahilde ayaklarıma dolanan minik ahtapotun sevimli bebek halleriydi. İkimiz de birbirimizden korkmuş, sonra korkumuzun saçmalığına ikimiz de gülmüş ve büyümek için kendi yolumuza devam etmiştik.

Neşeli ve güler yüzlü olmamı, hayata olumlu bakmamı, çocukluğumun bu zamanlarına bağlarım. Ve çocukların doğal ortamda büyümesinin ne kadar güzel, iyileştirici ve önemli olduğunu bilirim.

Şimdiki çocuklar da bunları yaşamalı deyip, dilekçeyi imzaladım. Hatta elektronik ortamda BİMER’e  (http://www.basbakanlik.gov.tr/forms/bimer/papplicationentry.aspx) de yolladım.

Aşağıda dilekçe örneğini yazdım. Lütfen siz de dilekçe yollayın. Çocuklarımız doğal ortamlarda büyümeye devam etsin…

Melek BAR ELMAS

2 Temmuz 2011

 

DİLEKÇE ÖRNEĞİ

İlçemiz Kumbahçe Mahallesi sahilindeki işletmeler, Halk Plajı olarak kullanılan kıyı şeridini masa koyarak işgal etmekte ve vatandaşın denize girmesini engellemektedirler. Sahil şeridinden gündüz saatlerinde yararlanmak isteyen halkımızdan şezlong ve şemsiye ücreti talep edilmekte, karşı çıkanlara da şezlonglara oturmanın yasak olduğu söylenerek sözlü taciz yapılmaktadır.

Öte yandan saat 18:00′dan itibaren işletmeler servis masalarını kıyı şeridine koyduğu için vatandaşların sahilde yürüyüş yapması da mümkün olmamaktadır.

Anayasamızın 43. Maddesine dayanarak kamuya ait kıyıların işgalinin engellenmesini, işletmelerin masalarının kıyı şeridinden kaldırılarak kıyıların yeniden kamunun kullanımına açılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.

2 Comments | Tags: , , ,

Nereden Başlasam ?

Biliyorum merak ettiniz. Hatta kaygılandınız. Kiminiz telefon etti, kiminiz ileti gönderdi. Halimi, hatırımı, bir sorunumun olup olmadığını sordu.

Özetle: İyiyim. Sağolun.

Sadece kışa giriş ve çocukların yeni okul dönemi hazırlıkları, Kagider çalışmalarım, kayınvalidemin sağlık sorunları derken, günler çabucak geçip gitti. Yazamadım.

Çalışkan birisi olarak, bu arada boş oturmadım, çok da güzel işler yaptım:

  • Gaziantep’de 300’e yakın kadınımızla buluştuk. Yasal haklarını anlattık. Öyle güzellerdi ki sabahın 4.30’unda yollara düşmemize değdi.
  • Kızıma ve oğluma kazak ördüm. Bu yıl herhalde el örgüsü kazaklar moda. İkisi de peşime düştüğüne göre. Eşim de kuyruğa girdi. Hayatta tenis oynamamış olmama rağmen ‘tenisçi (olan) dirseğim’ izin verdiği oranda, bu kış bol bol öreceğiz. Öyle gözüküyor.
  • Yurtta geceleri ders çalışırken, yemek sorun olmasın diye kızıma konserve yaptım. İşe yaradığını söylüyor. İlk sınavından da (onlar komite diyor) iyi bir not alacak herhalde. Bu yıl dersleri biraz ağır, epey bir çalışacak. Eve gelince yapmadığı naz kalmıyor.
  • Oğlumla akşamları İngilizce kitap okumaya başladık. Aceleci öğretmenim, sık sık fırça çekiyor.
  • Gülgûn Feyman’la ‘Diksiyon Kursu’na başladım. Yeniden öğrenmek keyifli. Ödev kitaplarımı okumaya başladım. Henüz bitiremedim.
  • Arada akşamları yorgunluktan yığıldığım zamanlarda film de izledim. Bir tanesi dışında, size tanıtmaya değecek kadar iyi bir filme henüz rastlamadım.

Gördünüz, hayat gürül gürül akıp gidiyor. Arada bir şelaleye kapılıp kayboluyorum. Yine de tüm bu işler, sizi kaygılandırmaya neden olmamalı. Kusuruma bakmayın. Hatta özür dilerim. Beni affedin.

Gaziantep’te toplantıya katılan yeni tanıştığım bir genç kadın, ‘siz tutkulu birisiniz’ dedi. Hiç düşünmemiştim daha önce. Galiba doğru söylüyor. Bir zamanlar üniversite yurdundan bir arkadaşım da ‘sen hayata halatla bağlısın’ demişti. Galiba ikisi de aynı şeyi söylemek istedi.

Yaşamla bu kadar içli dışlı olunca, çok şey verip çok şey almak isteyince, azla yetinmeyip mükemmeli arayınca, zaman en kısıtlı kaynak…

Hepinizi sevgiyle kucaklıyor, sizlerin de iyi olduğunu ümit ediyorum.

Melek BAR ELMAS

30 Ekim 2010

10 Comments | Tags: , , , , , , , ,

SBS Velileri Toplantı Sonuçları

Nihayet işlerim biraz hafifledi. Hâlâ yapacaklarım var ancak daha da gecikmeden yaptığımız iki toplantının sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Özetlersem şu başlıklarda konuştuk:

Bundan sonraki SBS velilerine aktarmak istediğimiz deneyimlerimiz

Çocuklarımız için dikkat etmemiz gereken konular

  • Derslerin boş geçmemesini sağlamalıyız.
  • Gönüllü öğrenmenlik havuzunun oluşmasına önayak olmalıyız.
  • Okul aile birliği ve varsa okul vakıflarında etkin görev almalıyız.
  • Çocuklarımıza meslek tanıtımlarının doğru yapılmasını sağlamalı. Ve kendilerine uygun meslek seçmelerine yardımcı olmalıyız.
  • Dil eğitimlerinin başarılı olması için yaşayarak öğrenme ortamları oluşturmalıyız.
  • Yatılı öğrencilerin uyumunda yardımcı olmalıyız.

Bunların yanısıra bu süreçte; Bilişim Okur Yazarlığı’mızın seviyesinin düşük olduğunu ve E-Devlet kavramlarını bilmediğimizi fark ettik. Bu nedenle, salonları sizin ayarlamanız koşuluyla ben de sizlere Bilişim Okur Yazarlığı ve E-Devlet Uygulamaları Eğitimi vermeyi kabul ettim.

Her maddenin ayrıntılarını tek tek yazacağım. Sizler de lütfen eklemek istediklerinizi paylaşın. Böylece deneyimlerimiz geleceği aydınlatsın.

Toplantıya gelerek ya da gelemeyip yorum yazarak, geleceğe olan ümidimi artıran herkese çok ama çok teşekkür ederim.

Melek BAR ELMAS

9 Ekim 2010

HAMİŞ: Güzel grubumuza bir isim vermemiz gerektiğine inanıyoruz. Ben bulmakta zorluk çekiyorum. Bu konuda yardımınıza ihtiyacım var.

15 Comments | Tags: , ,

YAZ da, OKULLAR da BİTMEDEN

Yaz biterken, evi baştan aşağıya elden geçiririm. Bu yıl bir de Cankut liseye başladığı için, odasını hafiften alaşağı ettim. Son üç haftadır elimden binlerce kitap geçti. Hala da epey bir kitap var elimden geçecek. Malum kitap sever bir aileyiz.

Bu yüzden yorgunluktan yazı yazmaya halim kalmıyor.

İş yaparken keyifli müzikler dinlemeyi severim. CD’leri şöyle bir karıştırdım. Sezen Aksu’nun ‘Yaz Bitmeden’i, günün anlam ve önemini vurguluyor deyip, CD çalara taktım. İlk şarkı şöyle başlıyor:

Yaz bitmeden gel,
Yapraklarım solmadan, narlar olmadan gel…

Şarkıyı dinlerken, aklıma bizim çocuklar dolayısıyla MEB takıldı. Oturdum şöyle bir sitesinde turaladım. Yine bir açıklama yok. Anlamak olanaklı değil. İlla medya ‘rezalet nidaları’ mı atmalı ? En az 1.600 boş kontenjan ve o okulu bekleyen, hayal eden binlerce de çocuk var. Çocuklar beklerken resmen (ağaç oldular ve dolayısıyla) soldular yahu.

Okullar açılalı 2,5 hafta oldu. Ne zaman bu kontenjanlar doldurulacak. İnşallah okullar bitmeden bu işi yaparlar…

Vergi alırken soyguncu, hizmet vermezken saygısızlar. İnternette arandıkça sinirlendim. ‘Sakin ol, kışı bitirmeden işlerimi bitereyim’ deyip, kitaplarıma geri döndüm.

Bu arada müzik çalmaya devam ediyordu…

Geçti geçiyor bu yazlar ne hain…

Melek BAR ELMAS

5 Ekim 2010

8 Comments | Tags: , , , ,

KORKU KÜLTÜRÜ’ne Rağmen Toplandık

Geleceğe Ümitle bakma

Doğada hiç bir canlı durduk oturduk yerde başka bir canlıya zarar vermez. Bu nedenle her insanın, bilerek ve isteyerek ‘başkalarına zarar vermeme içgüdüsü’yle doğduğuna inanırım.

Oysa insanoğlu, mağarasından çıktığından bu yana, evrimleşti ve bu çok önemli içgüdüsünden giderek uzaklaşıyor. Bunu bilmeme rağmen, saf bir inançla bağlıyım bu içgüdüye…

Bu nedenle her insana %100 güvenerek başlarım ilişkilerime. Sonra olan biteni izler, bana zarar verirse nedenlerini anlamaya çalışır, her anlamsız nedende puanını düşürür, puanı %30’a geldiğinde de ilişkimi keserim. Bu süreç benim için, uzun ve zordur. Çünkü insanlara kıyamam. Her bir insan benim için kıymetlidir. Bu yüzden çok az insanla ilişkimi kesmişimdir.

İşte tam da bu dünya duruşum, meraklı oluşum ve girişimciliğim nedeniyle başıma gelmedik kalmaz. Çok verici olduğum, sömürülmeye yatkınlığım, herkes tarafından eleştirilir. Kendi işlerime zaman ayırmakta güçlük çekerim. Bunları düşünmek için nadastayım. Ama huylu huyundan vazgeçmiyor işte.

İlk toplanalım diye yazdığımda, kimseden yorum gelmeyince, hepinize çok hak verdim. Kadının birisi, bloğunda toplanalım diyor.  Kimdir, necidir, amacı nedir ? Bir çok soru insanın aklını kurcalıyor. Ayrıca ben niye böyle bir şey yazdım ki ! Yeterince işim gücüm varken, ne işim var şimdi, hiç tanımadığım insanlarla kahve içmek için zaman ayırmak. Ayrıca bana yakışıyor mu ? Vesaire, vesaire…

Bu nedenle de bu fikri unutmuştum. Ta ki Kabataş Erkek Lisesi’nin açılışında Fatoş Hanım, yanıma gelip, ‘Siz beni tanımıyorsunuz ama ben sizin sadık bir okuyucunuzum’ deyip kendini tanıtana kadar. Müdürü beklerken, yarım saate yakın, keyifle sohbet ettik. Sanki birbirimizi yıllardır tanıyormuşcasına, sıcak ve içten bir konuşmaydı. Ayrılırken, ‘Toplanma sözünüzü unutmadım. Yer ve zaman belirleyin. Ben geleceğim.’ deyince, DANK etti. Ben unutmuştum o yazıyı. Hak verdim. Demek ki ciddiye alanlar oldu, bir söz verdim. Sözümde durmalıyım diye düşünüp. ‘Olur, bu hafta okul hazırlıkları bitsin, önümüzdeki hafta yaparız.’ dedim.

Ondan sonrada bildiğiniz gibi hepinizi davet eden bir yazı yazdım. Yazdım ama, öte yandan biz korku kültürü çocuklarıyız. Yani korkutularak büyütüldük. Her ne kadar şimdi büyüdüysek de bu kültürün izlerini silmek kolay değil. Hele ki artarak devam ediyorsa.

Evde çocuklar biraz söylendi. ‘Yahu biz yapsak, engel olurdun. Tanımadığın insanlarla buluşulur mu ? Ya başına bir şey gelirse…’

Eee haklı çocuklar. Onlar yapmak istese, ben de aynı şeyleri söylerdim. Gitmekde çok ısrar ederlerse, utanmadan yanlarına takılırdım…

Neyse, içimde biraz korku, biraz heyecan, biraz merak, biraz gereksiz kendini ortaya atma kaygısı ile yola koyuldum. Yolda bir yandan da düşündüm. Biz kimiz ?

Biz çocuklarının geleceğini önemseyen, işi şansa bırakmak istemeyen, çocuklarını fazlaca seven, sorumluluk sahibi bir grup insanız. Diye karar verdim. Toplanmadaki amacımız da, hem öğrendiklerimizi diğer velilerle paylaşmak, hem de ortak sorunlarımıza, ortak çözümler üretmek.

The House Cafe’ye giderken, yolda Fatoş Hanım’la karşılaştık. Oturup çaylarımızı söylerken, diğer arkadaşlar gelmeye başladı. Onlar gelince, sevindim. Benden başkalarının da ‘zarar vermeme içgüdüsü’ne inandığını görmek, içimdeki geleceğe ümidi büyüttü.

Aslında fotoğraf çektirdik. Ama sohbet o kadar güzeldi ki. ‘Yayınlayabilir miyim ?’ diye sormayı unutmuşum. İzinsiz yayınlamak istemem. Bir sonrakine artık.

Çok şey konuştuk ve güzel kararlar aldık. Yarın da toplanalım. Hepsini bir yazmaya başlayacağım. Güzel ve öncelikli haber, toplantıları ayda bir kez tekrarlamaya karar verdik.

Korkunuzu ve engellerinizi aşıp, yarın (2 Ekim 2010) siz de gelin. Keyifli, samimi, güzel bir gelecek paylaşımı oluyor. Toplantıdan aklınızı ve kalbinizi doyurarak kalkıyorsunuz.

Melek BAR ELMAS

1 Ekim 2010

8 Comments | Tags: , , ,

ÖSYM’de Yeni Dönem

ÖSYM Başkan Vekili Prof Dr. Ali DEMİRÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal YARIMAĞAN, daha önce de açıkladığı gibi istifa etti. Ve yerine vekaleten Prof. Dr. Ali DEMİR atandı.

Ünal YARIMAĞAN’ı hocam/öğretmenim/ustam olarak yakından tanırım. Ve bilimsel kişiliği, politik olmayışı, insan olarak sağlam değerlerinin olması, adaletli yapısı ile çok severim. ÖSYM’de olduğu sürece, yapılan sınavlardan hiç kaygı duymadım. Çünkü işini hakkıyla yapacağına, bir usulsüzlük olursa herkesten önce kendisinin, suçlunun bulunması için çaba harcayacağına güvenim tamdır.

Olan biteni izlerken şu düşünceler beynimi kemiriyor: Hırsızlık her dönemde insanoğlunun çözmesi gereken bir sorun olarak var. Adaletli ve dürüst toplumlarda, hırsız bulunur, gereği yapılır ve işin doğru düzgün devamı için emek harcanır. Şöyle örnek vereyim: Hepimizin evine hırsız girebilir. Polise bildiririz. Polis suçluyu bulmakla uğraşır. Biz de evimizdeki güvenlik önlemini artırırız. Örneğin kamera taktırırız. Ama evimizi yıkmayız değil mi ?

Oysa olan bitene bakıyorum. Şu anda ÖSYM ne olacak diye konuşuluyor. Kanun tasarıları havada uçuşuyor. Peki hırsızlar. Eğer bir hırsızlık varsa, sokakta elini kolunu sallaya sallaya geziyor.

Bu nedir ? Amaç ne ? Biz ne yapmaya çalışıyoruz ?

ÖSYM, gençlere üniversiteye girişte, kamu personeli olmada vb. konularda, fırsat eşitliği sağlamak için kurulmadı mı ? Bunlardan vaz mı geçiyoruz ? Neden ÖSYM’yi yıpratıyoruz ?

Üniversiteye girecek çocuğum ve enaz kendi çocuğum kadar sorumluluk hissettiğim milyonlarca çocuk var. Ve bu çocuklar bizim geleceğimiz. Geleceğimizin heba olmasını istemiyorum. Miyopluğu bırakıp, günlük çıkarlarımızın peşine düşmeden, çağdaş çocuklar yetiştirmemiz gerek. ÖSYM bu yola giden köprü. Köprüyü yıkmak marifet değil. Marifet yıkmaya çalışanlara engel olmak.

Şimdi yeni bir başkan var. Kendisini tanımıyorum. Bir şey söyleyemem. Resmine uzun uzun baktım, tüm tanışıklığım bu kadar…

İstediğim aynı güveni, tarafsızlığı ve fırsat eşitliğini sağlayabilmesi. Kurumu politikaya ve kısır çıkarlara alet etmemesi…

Takip edeceğim, etmeliyiz…

Melek BAR ELMAS

23 Eylül 2010

3 Comments | Tags:

5 İl 5 Zirve: EDİRNE

15 Eylül 2010 tarihinde, Kagider’in Garanti Bankası sponsorluğunda yürüttüğü ‘5 il 5 zirve’ toplantılarının beşincisi Edirne’de yapıldı. Ben de teknoloji ve seçimini anlatmak üzere oradaydım.

Malum Edirne, İstanbul’a yakın. Bu nedenle saat 9:30 gibi yola koyulduk. Uzun zamandır göremediğimiz arkadaşlarla, havadan, sudan, hayattan konuşurken Edirne’ye geliverdik. İlk durağımız öğle yemeği için Patio oldu.  Patio’nun ortamını ve dekorasyonunu sevdim.

İlk kez bir lokantaya gidiyorsam, menü ile hiç uğraşmam. Garsona doğrudan şunu sorarım: ‘Lokantanıza ilk kez geldim. Bir kez daha gelmemi sağlamak için neyi yememi önerirsiniz ?’

Patio’da da aynı soruyu sordum: Acılı biftek hiç fena değildi. Tabii ki Edirne’ye gelip, ciğer yemeden dönülmez bir de çiğer yedik mi… Kalk masadan kalkabilirsen.

Bu arada bizim diyet de, Edirne kurbanı oldu. Neyse kahvemizi içip, toplantının yapılacağı Edirne Sanayi ve Ticaret Odasına gittik.

Katılımcı sayısı olarak Edirne, Konya’yı aratmıyordu. Pek çok iş kolundan kadın girişimci salonu doldurmuştu. Toplantı güzeldi. Tek sorun cep telefonlarıydı. Tüm uyarılarımıza rağmen kadınlarımız teknolojiden kopamadı ve telefonlarını kapatmadı. Açıkçası benim için bu büyük bir sorun. Çünkü benim zaman ayırarak katıldığım bir toplantıda, karşımdakinin de zamanını ayırması gerektiğini düşünüyorum. Kaldı ki bu dinlemeyi zorlaştırıyor ve diğer katılımcıları da rahatsız ediyor.

İş kadınlarımızın ortak sorunu her yerde aynı: Finansman bulmakta zorluk çekiyorlar. Sermayeleri yetersiz ve para zor bulunan bir şey.

Kahve molasında, bu kadar yeterli deyip, kendimizi bir taksiye attık. Kapalı çarşı, badem ezmesi için Sayınbaş derken yorulduk. Çay içebileceğimiz bir yer ararken karşımıza Melek Anne çıktı. Bahçesi hoş ve sakindi. Çay içtik. Bir çılgınlık daha yaptık ama onu anlatmayayım. Herşeyi anlatırsam toplantılara katılmazsınız.

Sonra Edirne Sanayi ve Ticaret Odası’na döndük, oradan da yola koyulduk. Edirne’den çıkmadan önce, sevgili Bahar’ın (Kayserilioğlu) geçirdiği minik kaza nedeniyle pansuman için acil servise uğradık.

İkidir küçük kazalar yaşıyoruz. Umarım bir daha olmaz.

Bu arada güzel haber, 2010-2011 dönemi için ‘5 İl 5 Zirve’ toplantılarına devam etme kararı alınmış. Her yıl toplantılar içerik olarak gözden geçirilip, iyileştiriliyor. 3. yılında daha da güzel olacak. Şimdiden kendinizi hazırlayın ve katılın derim.

Toplantıdan aklımda kalan ve unutmayacağım şey, bir dinleyicinin şu cümlesi olacak: ‘Melek Hanım ben sizi Keşan’da da dinledim. Her dinlediğimde mütevaziliğiniz beni şaşırtıyor. Mütevaziliğin ne kadar önemli olduğunu unutturmadığınız için teşekkür ederim.’

Ne kadar üzücü değil mi ? Alçakgönüllülük artık bir meziyet oldu…

Melek BAR ELMAS
16 Eylül 2010

No Comments | Tags: , , ,

Liseye Başlarken

Bu yazıyı kendi çocuklarım ve kendi çocuklarım kadar sorumluluk hissettiğim tüm çocuklar için yazıyorum.
Kamil Cankut ELMAS ve Cansu ELMAS

Canlarım: Kamil Cankut ELMAS ve Cansu ELMAS

Zor ve sıkıntılı günlerden geçtiniz, şu ya da bu nedenle bir okula gideceksiniz. Günlük kaygılara bürünecek ve buraya eskisinden daha az geleceksiniz. Gönlüm tabii ki sizi burada sık sık görmek ister. Yorumlarınızı, sıkıntılarınızı okumak, yapabileceğim varsa yapabilmek ister.

Beni tanıdınız artık. Titiz ve risk sevmeyen bir anneyim. Bu nedenle ola ki az gelirsiniz ya da gelmezsiniz diye, söylemek istediklerimi de yazayım. Sonra, niye söylemedim diye, pişmanlık duymayayım. Lütfen okuyun, anlayın ve uygulayın. Yazacaklarım, nasihat ya da öğüt değil. Sizi koruma, kollama çabası.

Öncelikle okulunuz için söyleyeceklerim var:

  • Okulunuzu sevin.
  • En beğenmediğiniz okulun bile, size vereceği çok şey vardır unutmayın.
  • Öğretmenlerinizin görevi size öğretmektir. Sizin de göreviniz öğrenmek. Bu nedenle öğrenme hakkınızın peşinde olun. Ve bu uğurda çaba sarfedin.
  • Okulunuzun sizin için önemli bir yer olduğunu ve ne kadar bakımlı olursa o kadar uzun süre hizmet vereceğini unutmayın. Bu nedenle okulunuza iyi bakın. Aşkınızı sıralara değil, sevdiğinizin kalbine işlerseniz sonuç alırsınız…
  • Öğretmenleriniz, okulda çalışanlar ve arkadaşlarınız da sizin gibi bireyler. Bu nedenle öncelikle kendinize, sonra da onlara saygıda kusur etmeyin. Özüne saygı göstermeyen, başkasına saygı gösteremez.
  • Lise hayatı, meslek seçimini yapmanız gereken bir dönemdir. Bu nedenle kendinize en uygun, en çok seveceğiniz mesleğin ne olduğunu bulmak için emek harcayın.

Kendinize yatırım yapmanızı da önemsiyorum. Bunun için şunları da söylemek isterim:

  • Artık dünya koca bir köy haline geldi. Bu nedenle hepinizin dünya vatandaşı olması gerekiyor. Bunun da yolu, birden çok dili konuşabilmekten geçiyor. Lisede dil eksiğinizi tamamlayın. Hiç olmazsa ingilizceniz olsun. Dil öğrenmek için çok şey gerekli değil. Hiç bir şey yapamazsanız, internetten ingilizce dersleri izleyin.
  • Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. İyi beslenin ve mutlaka bir sporla uğraşın.
  • Hayat her zaman güllük gülistanlık değil. Zor günlerinizde sıkıntınızı unutturacak, kalbinizi ferahlatacak bir hobiniz olsun. İster resim çizin, ister bir grup kurup müzik çalın. Ne seçerseniz seçin; edilgen değil, etken olacağınız bir hobi seçin. Yani hobiniz televizyon izlemek olmasın. Onun yerine fotoğraf çekin, hayvan besleyin…
  • Gençken insana dünya çok büyük gelir. Yaşlandıkça dünyanın ne kadar küçük olduğunu göreceksiniz. Bu nedenle sanal alemde yaptığınız ya da yazdığınız her şeyin sizin en önemli mirasınız olduğunu unutmayın. Bugün size normal gelen bir çok şey, ileride normal gelmeyecek. Sanal dünyada; dilinize, belinize, elinize hakim olun. Nezaket ve saygı kurallarına dikkat edin.
  • Bu dönem sizin ergenlik döneminizin de en etkili olduğu dönem. Kanınız deli, gönlünüz çapkın, aklınız bıçkın olacak. Aileniz dar gelecek, daha iyisini bulmak için delicesine eleştireceksiniz onları. Bilin ki bu aslında ‘İNSAN OLMAK’ için gerekli, güzel bir süreç ve geçici.  Bu nedenle ergenlik ateşinizde yanmayın, yakmayın. Ne zaman ateşi hissettiniz, o zaman hobinize sığının. Durun, düşünün. Çünkü bu dönem geçecek ve siz elinizde yaptıklarınız ve yaşadıklarınızla kalacaksınız. Ne kendinizi ne de başkalarını üzmeyin. Ergenliğe; ürkek, kaygılı, sıkıntılı ve sivilceli girdiniz. Çıkarken, elinizde cesaretiniz, becerileriniz, değerleriniz ve sevginiz olsun.

Hepiniz biriciksiniz ve bizler için çok değerlisiniz. Bunu kendinize sık sık hatırlatın.

Yolunuz, bahtınız, aklınız ve kalbiniz açık, günleriniz şen olsun…

Melek BAR ELMAS
9 Eylül 2010

29 Comments | Tags: , ,

PARA mı, BİLGİ mi ?

Para mı bilgi mi ?Okul seçimi konusunda bir yazı yazmadan önce, bakış açısı konusunda bir yazı yazmam gerektiğini düşündüm. Çünkü tercihleri belirleyen bakış açıları oluyor.

Çocukluğumda, cahilliğin çok zararını gördüm. Ve bundan kurtulmanın tek yolunun bilgi yani bilim olduğuna çok inandım. Bir de meslek olarak Bilgisayar Mühendisliği’ni seçince, bilgi çağına geçişin temelinde yer aldım. Bu nedenle hayat görüşümle, yaşam biçimim çok örtüştü.

Bu bakış açımla, çocuklarıma verebileceğim en önemli şeyin iyi bir eğitim olduğuna karar verdim. Tercihimi her zaman bilgiden yana kullandım.

Bir kaç yıl önce bir arkadaşımla okul maliyetlerini konuşurken, birlikte kabaca bir hesap yaptık. Dedi ki ‘Bu harcadığımız parayla, İstanbul’un iyi bir semtinde 40 daire alırdık. Çocuklarda onların kirasıyla gül gibi geçinirdi. Sence biz yanlış mı yaptık ?’. O an hemen ‘Yok canım, bilgileri olursa kendileri istedikleri kadar para kazanır, geçinebilirler. Bina onlara bu şansı vermez.’ dedim.

Bu görüşüm değişmedi. Ama zaman zaman ‘haklı olabilir mi ?’ diye düşünmeden edemiyorum.

Geçen yıl bir öğlen yemeğinde, üniversitede çocuğu okuyan bir iş arkadaşı, aylık 3.000 Tl masraf yaptığını anlattı. Ben de ‘mezun olduğunda kimse O’na bu parayı ödemeyecek’ dedim. Bu da işin öbür tarafı.

Bu nedenle, ‘Mal mı bırakmalı, bilgi mi bırakmalı ?’ bilemiyorum. Çünkü bizler geçiş dönemi insanlarıyız. Hala sanayi toplumu özelliklerini taşıyoruz ve henüz bilgi toplumu olmanın başındayız. Bu geçiş sürecinde, en güzeli mümkünse ikisini de yapabilmek.

İkisini birden yapamayacaklar için hemen şunu söyleyebilirim: Eğer ekonomik mirasın (evler, yatlar, katlar) önemli olduğunu düşünüyorsanız, çocuğunuzu Devlet Okulu’nda okutun. Özel okul ne olursa olsun kar amaçlı. Ve siz müşterisiniz.

Melek BAR ELMAS
9 Eylül 2010

1 Comment | Tags: ,