Melek BAR ELMAS

“Benim için hayat; insanların yaşamını zenginleştirecek, denenmemiş şeyleri denemek ve öğrendiklerimi paylaşmaktır.”

RSS
people

ÜNAL YARIMAĞAN: Bilim İnsanıdır

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan hakkında yazmaya başlamamın nedenini anlatmıştım. Anlatmaya devam ediyorum.

Ünal Hoca, pek çok çocuğun rüyalarını süsleyen Galatasaray Lisesi’nden, 1962 yılında mezun olmuştur. Ardından Fransa Lyon’daki INSA’nın Elektronik Mühendisliği bölümünden Master derecesiyle mezun olmuştur. Yanlış hatırlamıyorsam, okulunu birincilikle bitirmiştir.

1970 yılında başlayan Hacettepe Üniversitesi’ndeki akademik hayatı, 2009 yılında emekli oluncaya kadar aktif olarak devam etmiştir.

Uzmanlaştığı alanlar; Mantıksal tasarım, Özdevinirler Kuramı ve Biçimsel Diller ile Veri Tabanı’dır. 1974 yılında yazdığı Fortran IV kitabı, sanırım programlama dilleri alanındaki ilk Türkçe kaynaktır. Bunların dışında aşağıdaki kitapları da yazmıştır;

  • ÖZDEVİNİRLER (Otomatlar) KURAMI ve BİÇİMSEL DİLLER (2003)
  • Sayısal Devrelerde MANTIKSAL TASARIM (2002)
  • VERİ TABANI SİSTEMLERİ (2000)

Çok teknik oldu biliyorum. Bilgisayarların sadece kullanıcısı iseniz, arkasındaki bilgi çokluğunu ve çeşitliliğini, uzmanlaşmanın ne kadar zor olduğunu, görmeniz zor. Şimdi bana ‘eee’ diye soracaksınız. En iyisi kendimden bir örnek vereyim.

Bilimsel programlamada çok kullanılan Fortran Dili’ni Ünal Hoca’dan öğrendim. Halen de pek çok mühendislik bölümünde Fortran öğretilen ve kullanılan bir dildir.

Ünal Hoca derslerde konuyu ezberletmekten çok, bu bilgiyi niçin öğrettiğini ve ileride nasıl kullanabileceğimizi anlatırdı. Öğrenciyken ‘bu kadar çok bilgiye ihtiyacımız var mı ?’ diye düşünürdüm. Sonradan kendisine epey dua ettim. İyi ki bunları anlatmış diye…

1985 yılında, İstanbul Metrosu güzergah çalışmaları yeni başlamıştı. Güzergah Projesi’nin yapım işini de Doğan Harita almıştı. Şirketin sahibi, büyük abimin (Hasan BAR) okuldan çok samimi arkadaşıydı: Şükrü Coşkun.

Bir gün bana geldi. Metronun güzergah hesaplarını elle yapmalarının neredeyse olanaksız olduğunu, bunun için bilgisayar aldıklarını, ama hesapları yapacak programlarının (yazılımlarının) olmadığını anlattı.

Ben de mezun olduktan sonra Fortran’ı hiç kullanmamışım. Açtım Ünal Hoca’mın ders notlarını ve kitabını, şöyle bir karıştırdım. ‘Olur yaparız’ dedim.

Üç hafta süren, hummalı bir çalışmanın sonucunda programı yazdım.

Elimizde Aksaray-Topkapı arasının koordinatları var. Teknik arkadaşlar koordinatları bilgisayara girdi. Program yarım saat çalıştıktan sonra, Metro’nun geçmesi gereken optimum koordinatları yazıcıdan dökmeye başladı. O anda tüm Doğan Harita’da çalışanların, nasıl sevinç çığlığı attığını anlatamam. Olanaksızı başarmıştık.

Yanlış anlaşılmasın. Bu programdan para kazanmadım. Dostlarıma yardım etme isteği, İstanbul’un en büyük altyapı projelerinden birine destek verme heyecanı ve nasıl yapabilirim merakıydı, beni bu işe yönlendiren.

Yani bugün hepimizin seve seve bindiği İstanbul Metrosu var ya, işte onun nereden nasıl geçeceğini hesaplayan program; Ünal Yarımağan’ın çok başarılı bir bilim insanı olması ve öğrencilerine bildiklerinin tümünü aktarması sonucu ortaya çıktı. Metro’nun temellerinde Ünal Yarımağan’ın bilim aşkı olduğunu, ne siz ne de Ünal Hoca bilir. Bunu sadece ben, abim ve Doğan Harita bilir.

Kimbilir daha kaç projede, Ünal Yarımağan’ın bilmediği izleri var ?

Ünal Yarımağan katıksız bir bilim insanıdır. Ve bilginin, aynen sevgi gibi, paylaştıkça büyüdüğünü bilir.

Ünal Yarımağan’a İADE-İ İTİBAR yapılana, yani hak ettiği SAYGI gösterilene kadar yazmaya devam edeceğim.

Melek BAR ELMAS

27 Ağustos 2010

12 Comments | Tags: , , , , ,

ÜNAL YARIMAĞAN KİMDİR ?

Ünal YarımağanGünlerdir ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan ve KPSS sınavları hakkındaki haberleri içim acıyarak izliyorum. Ünal Yarımağan hakkında kendi arkadaşlarım da dahil pek çok olumsuz eleştiri duyunca, bu yazıyı hatta yazı dizisini kaleme (klavyeme) almak boynumun borcu oldu.

Ünal Yarımağan’la, Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği’ne girdiğim yıl yani 1977’de tanıştım. O zaman kendisi Bölüm Başkanı Aydın Köksal’la birlikte bölümün temel direklerinden birisiydi. İlk tanıştığımız günü net olarak hatırlamıyorum. Çünkü kendisini o kadar çok sevdim ki sanki doğduğumdan bu yana tanıyormuşum gibi hissettim hep.

O gün bugündür de ne zaman zor teknik bir soruyla karşılaşsam, ne zaman Ankara’ya yolum düşse kendisiyle görüşmek isterim. Ve sanki öğrenci-öğretmen ilişkisinden çok, usta-çırak, dayı-yeğen gibi hissederim ilişkimizi.

Öncelikle insan gibi insan olduğunu ve insanları çok sevdiğini, kimseyi kırmak üzmek istemediğini, hele hele insanlar hakkında ileri geri konuşmaktan nefret ettiğini bilirim.

Bakın kendisine yumurta atanları, ağzından salya akıtarak öfke kusanları o nasıl yorumluyor ?

‘Ben herşeyin olabileceğini düşünüyorum, aksi ispat edilmedikçe. Ben soru kitaplarını okuduğumda gözlerimi yaşartan ifadeler de oldu. Bu çocukların içinde sınav sırasında kendi kendini motive edenler var. Mesela ‘ha gayret’ diye yazmış, ‘ah bir öğretmen olsam’ yazmış. Belli ki yanıp tutuşuyor. Böyle bir aday bu heyecanla yıl boyu çalıştıysa başarılı da olur.’ (Sabah Gazetesi Röportajı)

Bunu okuyanlar Ünal Yaramağan net konuşmuyor, hatta kopya çekenleri savunuyor diye düşünüyor.

Oysa ben insan seven, insanları mesnetsiz suçlamaktan korkan, biricik hocamı görüyorum.

Altında yüzlerce adamı varken, ‘inceleyin ve bana rapor edin’ diyecek konumdayken, ‘aman ha haksızlık olmasın’ diye gözlüklerini takıp, tek tek kitapçıkları inceleyen hocamı gözümde canlandırabiliyorum.

Ünal Yarımağan’a İADE-İ İTİBAR yapılana, yani hak ettiği SAYGI gösterilene kadar yazmaya devam edeceğim.

Melek BAR ELMAS

25 Ağustos 2010

75 Comments | Tags: , , , ,

Kabataş Erkek ve Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nden Haberler

Yazdıklarımı takip edenler biliyorlar, Cankut’un özel okulda okuması burs alabilmesine bağlı.

Bu nedenle Perşembe günü (19 Ağustos 2010) Üsküdar Amerikan Koleji’ne burs başvurusunda bulunduk. Ve Cuma gününden bu yana hergün okulu arıyoruz. Nihayet bugün ilgiliye ulaştık. Maalesef burs bu kurulda çıkmamış. Bu durumda bugün Üsküdar Amerikan Lisesi’ne kaydımızı yaptıramayacağız.

Olasılığı bulmak için, Bilfen Bahçeşehir Koleji’ni aradım. ‘Ne olacak ? 3. yerleştirme olacak mı ? ‘ diye. Müdür Yardımcısı Serap Çırak Dinç, ‘Yedekleri okulların kendisi açıklayacak, Kabataş’la görüşün.’ dedi.

Bunun üzerine döndük Kabataş Erkek Lisesi’ni aradık. Konuştuğumuz görevli, şu ana kadar 5 kayıt yaptıklarını, okulun bu yedeklerle dolmayacağını, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan 3. bir yerleştirmeyi beklediklerini söyledi. Yüreğimize su serpildi.

Döndüm Sevinç Dershanesi’nden Rehber Öğretmen Rahşan Öztürk Çevik’le görüştüm. Gerçekten SBS sürecinde en çok yardım eden, en gerçekçi çözüm önerileri sunan, kendisi oldu. Durumu anlattım. Kendisinin görüşünü sordum. O da bir velinin Cağoloğlu Anadolu Lisesi ile görüştüğünü, oradaki yöneticilerin kontenjan boşluklarının nakil yoluyla doldurulacağını söylediğini, anlattı.

Şimdi soru şu: NE OLACAK ?

MEB yeni bir yedek liste açıklayacak mı ? Yok ise nakil yoluyla mı öğrenci yerleştirilecek ?

Nakil yoluyla öğrenci yerleştirilecek ise yandık. İşte o zaman torpil, el altından liste oluşturmaca, fahiş bağış istekleri… Aklıma geldikçe geliyor…

Çaresizlik, duyguların en kötüsü…

Öfke olsa, enerjimi kullanır bir şey yaparım. (Ki bu yazıyı ona borçlusunuz.)

Üzüntü olsa oturur ağlarım. (Ki bunu da yaptım.)

Çaresizlik, insanın elini kolunu bağlıyor. Hırsımı besliyor, garazıma yol veriyor…

Oysa ne hırsı ne de kini sevmem, aksine korkarım onlardan.

Herkes çok fazla sabırlı olduğumu söyler. Bu durumda, şimdi sabır zamanı…

Gel yıllarca büyüttüğüm, büyüklüğünle gurur duyduğum SABRIM gel, sakin sularına götür beni…

Melek BAR ELMAS

23 Ağustos 2010

20 Comments | Tags: , , , ,

Neden Nine (9) ?

Geçen akşam, çocuklar film izlerken gözüm danslara, kulağım da müziklere takıldı. ‘Ne seyrediyorsunuz ?’ dediğimde ‘Nine’ dediler. ‘Bunu ben de seyretmek istiyorum’ dedim ve fakat seyrederken uyuyakaldığım için iki parti halinde seyredebildim. Nihayet dün filmi tamamlayabildim…

Film düşkünlüğüm yoktur. Bu nedenle her filmi seyretmek istemem. Bir filmi seyretmem içim, ya hakkında iyi şeyler duymalıyım ya da başka yapacak bir şeyim olmamalı.

Nine, hakkında bir şey duymadım. Çocuklar seyrederken önce müzik, sonra danslar ilgimi çekti. Malum SBS sıkıntısını gidermek için eğlenceli bir şeyler iyi olur, diyerek başına oturdum.

Gerçekten de filmdeki tüm müzikleri ve tüm şarkıları çok beğendim. Yalnız sadece bunu söylersem filme büyük haksızlık yapmış olurum. Ben konusunu ve saptamalarını da çok beğendim. Açgözlü, egosu şiştikçe şişmiş, bu nedenle de hiç bir şeyden vazgeçmek istemeyen 50’sine gelmiş, ünlü bir yönetmenin; sıkışıp kalmışlığı, buna rağmen yaşama sıkı sıkı bağlanması çok güzel anlatılmış. Din ve gerçek hayat ilişkisi, samimi, içten, neşeli, biraz bencil, biraz çaresiz içgüdüleri, dolayısıyla yaşam isteklerini keyifli aktarmış.

Bir de yaratma sürecini, görselleştirme yöntemlerini çok beğendim. İlham perisi geldiğinde, gerçek yaşamdan kopuşu, beyninin yarattığı sürecin akışına kendini kaptırmayı çok başarılı anlatmış.

Bu süreci yakından tanırım. Kulağın duymaz, gözün görmez, bedenin oradadır ama beynin çoktan almış başını gitmiştir. Gözler dalgın bakar dünyaya, o anda gerçek yaşamla ilgili bir şey seni ilgilendirmez. Hayalin deryasında, dalga seni nereye götürürse, oraya kopup gidersin. Geri döndüğünde, şaşırarak bakarsın etrafına, beyninin çalışma sesini hala duyarsın, yüreğine esriklik gelip oturmuş, bedenine enerji dolmuştur. İşte bu enerjiyi kullanıp, hayalinde yarattığın neyse, gerçeğe dönüştürmek için uğraşırsın.

Bazen yaratıcılık gece rüyanda gelir, pat diye çözümle uyanırsın. Hiç yorgunluk duymazsın, yataktan kalkarken. Zıplayarak kalkar, elindeki güzel fikri, düşünceyi hayata geçirirsin.

Filmi seyrederken, bunlara daldım gitti. Kaç programı yazarken, gece yarısı uyandığımı ve şunu da yapmak gerekir diye düşündüğümü, hatırlamıyorum.

Ne kadarınız bana katılır bilmem ama, program yazmak yani bilgisayar mühendisliği tam bir yaratıcılıktır. Geliştirilen yazılımlar da sanat eseridir. Bir yazılıma bakarken, yaratıcısının duygu ve düşüncelerini görürüm ben. Bu nedenle yazılımlara bakarken gördüğüm basit bir dizi komut değildir. Çoğu zaman bir yaşam, bir algı zinciri, hayatı yorumlama biçimi görür, aksaklıkları, kaygıları, teknik sıkıntıları yüreğimde hissederim.

Neyse yine koptum gittim. Sadede gelirsem, filmi çok sevdim. Yönetmen Rob Marshall iyi bir iş çıkarmış.

Seneryoyu 4 kişinin (Federico Fellini, Anthony Minghella, Michael Tolkin, Ennio Flaiano) yazdığını gördüğümde ise çok şaşırdım. Fellini öleli çok oldu. Herhalde O’nun yazdığı bir senaryo üzerinde çalışmışlar. Oyuncular derseniz; akla zarar: Daniel Day-Lewis, Nicole Kidman, Penelope Cruz, Kate Hudson, Morian Cotillard, Judi Dench, Stacy Ferguson, Sophia Loren… Epey kalabalık ve ünlü kadro birarada. Uzun zamandır, bu kadar ünlüyü barındırıp, bu kadar güzel olabilmiş film seyretmemiştim.

Cats’den bu yana, konuyla bu kadar güzel örtüşmüş müzikleri olan Müzikal de seyretmemiştim. Müzikleri de Andrea Guerra ve Maury Yeston yapmış.

Özellikle dans sahnelerinin çekimi çok hoştu. Hele kumsalda başlayan, kumlu sahnede devam eden Fergie çok iyiydi. Görüntü yönetmenleri ise; Dion Beebe, Peter Findley ve Phil Harvey’miş.

Film 2009 yapımı, İtalya’ya ve İtalyan erkeklerine methiye niteliği de taşıyor. Filmin imdb puanı 6,1. Ben adı gibi 9 vermek isterim.

Yalnız adı niye Nine (9) ? Buraya takıldım. Yaşamına girmiş ve O’nu çok etkilemiş 9 kadın mı var ? Ben saydım 9’a ulaşamadım. Yoksa 9 yaşında, seyretmek için para verdikleri kadın mı hayatını değiştirmiş ? Ya da kadınlarla ilk tanışması 9 yaşında mı olmuş ?

Bilen ya da anlayan varsa bana haber versin. Merak işte böyle bir şey

Melek BAR ELMAS

22 Ağustos 2010

No Comments | Tags: , , , , , , , , , ,

MEB SBS 2. Yerleştirme Sonuçlarını Açıkladı

Çocuklarımız AğlamasınBeklenen son geldi. Milli Eğitim Bakanlığı 2. yerleştirme sonuçlarını açıkladı. Puanı yüksek okullarda sistem kilitlendi.

Bu yıl sistemde fazla değişiklik yapıldı. Ben başından beri sistemin kilitleneceğini biliyor ve kaygısını yaşıyordum. Çünkü takvimler arasında tutarsızlık var. Özel okullar 1. kayıt işlemlerine bugün başladılar. Dolayısıyla, özel okullara gidecek çocukların oluşturacağı kontenjan açıkları 2. yerleştirme yapılırken belli değildi. Bu nedenle 2. yerleştirme kesin olmayan kontenjan açıklarına göre yapıldı.

Veee Cankut dahil, puanı yüksek pek çok çocuk, ne asil, ne de yedek daha iyi bir okula yerleşemedi.

Bunun olacağı çok açıktı. Bilgisayar mühendisi olarak sistem açıklarını görmek mesleki yetkinliğim olsa da, bu o kadar açıkdı ki herkes görmüştür diye düşünüyorum. Bu nedenle de dönüp dönüp aynı soruyu sordum 3 rehbere: Bu durumda ne olacak ?

Cevabı kimse bilmiyor. Çünkü MEB başka yerleştirme yapmayacağını söyledi. Ve bu durumda ne yapacağına dair herhangi bir açıklama yok.

Ben 27-31 Ağustos’ta, yani 2. yedek kayıt döneminde tüm okullarda ciddi açıklar olacağını, şimdiden görüyorum. Nedeni basit; Robert Koleji 220, Üsküdar Amerikan Lisesi 180, Alman Lisesi 130 öğrenci alacak.  Kabaca sadece bu üç okul, 530 öğrenci alacak. Daha diğer özel okulların, burs olanaklarıyla cazip hale getirecekleri kayıt sonuçlarını hesaplamadık.

Bu durumda Anadolu Liseleri’ne yedek listeler yetmeyecek. Yani okullar boş kalacak. İyi puanlı öğrenciler de madur olacak. Milli Eğitim Bakanlığı bu sorunu çözmek zorunda. Bu nedenle 3. ve 4. yerleştirme yapılması şart.

Biraz sonra MEB’e on-line dilekçemi yazacağım. Ve dilekçemin bir örneğini de yayınlayacağım. Benim gibi düşünen herkesi, Milli Eğitim Bakanlığı’na dilekçe yazmaya davet ediyorum.

Çocukların 3 yıldır canına okudular, gençliklerinden 3 yıl çaldılar. Bu nedenle MEB’in, çocuklarımıza adil bir yerleştirme yapması, boynunun borcu. Biz de Türk Vatandaşı olarak, hakkımızı arama sorumluluğunu taşıyoruz.

MEB’e dilekçe yazacağınız adres şöyle : http://bilgiedinme.meb.gov.tr/Internet/onbasvuru.aspx?kurum=meb

Lütfen bu işi kadere, kısmete, nasibe bağlamayın. Dilekçenizi yazın. Olanları takip edin. Çocuklarımızın geleceğini, sistem kurma becerisini gösteremeyenlerin ellerine bırakmayın.

Melek BAR ELMAS

16 Ağustos 2010

5 Comments | Tags: ,

Şansım Varsa Ben O’na Talibim

Burs AlmakBen sıcağı hiç sevmem. Malum bu aralar İstanbul anormal sıcak. Hele bu havada ütü yapmak kabus gibi bir şey. Dün ütü yapmaya başladım. Ama çekilir gibi değil. Eğlenceli bir şey olmalı diye düşündüm.

Aklıma Tarkan’ın yeni CD’si geldi. Uzun zamandır evdeydi ve dinleyememiştim. Hem dinleyeyim hem de ütümü yapayım dedim. Birinci turda bu şarkının (Hiç Acımayacak/Şansım Varsa Ben O’na Talibim) 1. yorumunu beğendim. Bir tur daha dinlemeye başladım.

Dinlerken aklıma Cuma günü, Alman Lisesi’nde yaptığımız burs başvurusu görüşmesi geldi. Malum nadastayım, çok iş yapıyorum ama para kazanmıyorum. Şarkıdaki gibi bursa talip olduk. Aslında keyifli bir görüşmeydi. Onlar bursa ne kadar ihtiyacımız olduğunu ölçmeye çalıştı. Biz de Cankut’un bu bursu  ne kadar çok hak ettiğini anlatmaya çalıştık.

Cuma günü akşamı bize bilgi vereceklerini söylediler ama kimse aramadı. Dün biz telefon ettik, bu sefer de okulda kimse yoktu. Herhalde kararlarını kesinleştirmediler. Merakla Pazartesi gününü bekliyorum. Bakalım sonuç ne olacak.

Bir yandan şarkıyı dinleyip, bir yandan da inşallah iyi bir burs verirler diye dua ettim. Tarkan gibi ‘gel gel hiç acımayacak’ yerine ‘ver ver hiç kalmayacak’ diye şarkıya eşlik ettim. Çünkü Cankut’a güveniyorum. Çok çalışkan bir çocuktur. Burs’un hakkını verecektir.

Bu arada ilk görüşmemizde konuştuğumuz kütüphane görevlisini gördüm. Yüzünde güller açıyordu. Neşe içinde koşturup duruyordu. ‘Görevinize dönünce neşeniz yerine gelmiş’ dedim. ‘Hiç sormayın tekrar eski benliğime kavuştum’ dedi.

İşte böyle; ilk görüşteki 3 dakikada oluşan ‘ilk izlenim’, sorgulamazsanız eğer çok yanıltıcı olabiliyor. Meğer kadıncağız şen şakrak biriymiş…

Dün hem düşündüm, hem çalıştım hem de epey eğlendim. Ütü anca bu kadar eğlenceli olabiliyor işte…

Melek BAR ELMAS

15 Ağustos 2010

Not: Pazar sabahı biraz eğlenin diye bu sefer resim yerine karikatür koyayım dedim…

5 Comments | Tags: , ,

Boğaz Turu

1987 yılında ingilizcemi ilerletmek için 3 ay İngiltere Cambridge’de Bell School’a (şimdi adı Bell  International Collage olmuş) gittim. Oradaki anılar epey bir yazı konusu olur. Çünkü hem eğlendim hem öğrendim. Aile yanında kaldığım için İngiliz orta sınıf aile kültürü hakkında epey bir bilgi sahibi oldum.

Kaldığım evde, öğrenci 3 kızdık. Ben, İsviçre’li Ani ve adını hatırlayamayadığım Japon bir arkadaş daha. 3 ay uzun bir süre ve kızlarla epey bir arkadaş olduk. Dönüş zamanı geldiğinde Ani, Türkiye’yi de görmek istedi.

Tabii ki misafirperverlik abidesi her Türk vatandaşı gibi hemen davet ettim. Birlikte döndük ve O’na İstanbul’u bir güzel gezdirdim.

Bu gezilerin arasında Dilenci Vapuru yani Nostaljik Boğaz Turu da vardı. O gün Ani’nin boğaza dizilmiş bu kadar çok tarihi eseri yan yana görmekten nasıl heyecan duyduğunu hatırlıyorum. Boğaz’a ve İstanbul’a aşık olmuştu. Bir haftalık gezmenin arkasından Yunanistan’a gitti.

O zamanlar ne Google, ne Facebook ne de MSN var. Kaybettik birbirimizi. Şimdi olsa hala görüşüyor olurduk. Mesleğimin nimetlerini seviyorum. Yaptıklarımız gerçekten gurur verici…

Melek BAR ELMAS

9 Ağustos 2010

3 Comments | Tags: ,

Liselerin Boş Kontenjanları Açıklandı

Liselerin Boş KontenjanlarıEveet benim merakla beklediğim SBS 1. yerleştirme sonucu liselerin kontenjan açıkları belli oldu. Neden derseniz ?

Bu yıl Milli Eğitim Bakanlığı çok değişiklik yaptı. Kazandığın okula kayıt yaptırmak neredeyse zorunlu oldu. Bu nedenle kontenjan açıklarının olağan durumu göstermeyeceğini bekliyordum. Hatta oturup bir de istatistik programı yazdım. Normal durumu saptayabilmek için. İnsan hem obsesif, hem de bilgisayar mühendisi olunca, böyle gereksiz işlerle uğraşıyor işte… Neyse…

Kontenjan açıkları benim beklediğimden daha fazla açıklandı. Bu durumu özel fen liselerinin atağa kalkması olarak yorumluyorum. Devlet Fen Liseleri konusundaki gelişmeleri takip eden velilerin bir tepkisi olsa gerek.

Şimdi gelelim 1. yerleştirme kayıt dönemi sonucu oluşan kontenjan açıklarına:

İstanbul Lisesi’nin : 7 (geçen yıl 29)
Kabataş Erkek Lisesi İngilizce : 15 (geçen yıl 72)
Kabataş Erkek Lisesi Almanca :  7 (geçen yıl 33)

Benim yaptığım programın; 2. yerleştirme taban puanları için tahminleri ise şöyle:

İstanbul Lisesi Taban puanı: 491,422
Kabataş Erkek Lisesi İngilizce : 489,067
Kabataş Erkek Lisesi Almanca :  483,297

Benim programın tasarımı doğru ise ve yorumlarımda haklı isem, Cankut da ablası gibi 2. yerleştirme sonucunda Kabataş Erkek Liseli olur.

En sevdiğim şey budur. Olayları yorumlarsınız, yorumlarınıza dayalı bir tahminde bulunup, stratejinizi belirlersiniz. Sonra beklersiniz. Bekleme süreci hem heyecanlı hem de kaygı doludur. Zamanı gelir ve sonuç kesinleşir. İşte o zaman; tüm emeğinizin ve yorumlama yeteneğinizin sonucuyla yüzleşirsiniz. Çoğu zaman haklı çıktım. Bu nedenle bekleme sürecinde artık daha az kaygı yaşıyorum. Bununla birlikte sonucun beklediğim gibi olmadığı zamanlar da oldu. Bunun için her zaman B ve C Planı yaptım.

Bizim B planımız Üsküdar Amerikan Lisesi, C planımız Alman Lisesi. Bu nedenle önümüzdeki hafta Alman Lisesi’ne ön kayıt yaptıracağız.

Şimdi kontenjanları bir güzel inceleyin. Sonra B ve C planınızı oluşturun. Takvimi takip edip planınızı uygulayın.

Bedelini ödeyemeyeceğim riski almayı hiç sevmem. Tavsiyelerimi de kendi yapıma ve görüşlerime uygun veriyorum. Doğal olarak son kararı siz vereceksiniz…

Melek BAR ELMAS

6 Ağustos 2010

16 Comments | Tags: , ,

Üniversite Ümidi

(Hayaller, ümitler ve gerçekler, çoğu zaman farklı yollarda yürürler.)

Önceki yazımda anlattığım gibi, ağlaya sızlaya Manisa Kız İlköğretmen Okulu’na gitmeye karar verdim. Ve kararımı verir vermez, hazırlıklar başladı. Bir yorgan, iki takım pijama, iki tane okul içinde giyebileceğim elbise dikildi. Bir hırka ve iki kazak örüldü. Hepsi paketlendi.

Erkekler çalıştığı için; beni okula götürmek anneme (Fatma Bar) kaldı. O zamanlar, Bodrum’dan Manisa’ya doğrudan gitmek olanaklı değildi. Önce İzmir’e gidilir, oradan minibüse binilir ve Manisa’ya gidilirdi. Bu yolculuk yaklaşık 10-12 saat sürerdi.

1974 yılının Eylül ayı ramazandı. Annem de ben de oruçlu, sabahın köründe düştük yollara. Akşama doğru, okulun kapısına dayandık.

Kapıda müdür yardımcısı gelenleri, ‘Hoş geldiniz Hocam’ diye karşılıyordu. Bana da aynısını yaptı. Güleryüzlü ve neşeli bir halde ‘Hoş geldiniz Hocam’ dedi.

Yorgun ama kendinden emin bir ifadeyle: ‘Ben öğretmen olmayacağım, mühendis olacağım. Babamın parası olmadığı için koleje yollayamadı. Ondan buraya geldim.’ dedim.

Neşesini bozmadan; ‘Yine de hoş geldiniz Hocam’dedi.

O zamanlar ben bilmiyordum amma, sonradan adının Halit Sınacı olduğunu öğrendiğim müdür yardımcım, benim bundan sonra istesem de istemesem de ‘öğretmen’ olacağımı biliyordu.

Evet üniversiteye gittim, evet mühendis oldum. Tüm bunların yanında, Manisa Kız İlköğretmen Okulu’nun kapısından adımımı attığım andan başlayarak ömrüm boyunca ‘öğretmen’ oldum ve olacağım…

Melek BAR ELMAS

18 Haziran 2010

No Comments | Tags: ,

Yatılı Okul Gerçeği

(Hayaller, ümitler ve gerçekler, çoğu zaman farklı yollarda yürürler.)

Önceki yazımda anlattığım gibi, amacım İzmir Amerikan Kız Kolejine gitmek, çok iyi ingilizce öğrenmek ve iyi bir üniversitede mühendislik eğitimi almaktı.

Bu nedenle, kazandığım parasız yatılı sınavı beni sevindirmemişti. Her gün babamın (Kamil BAR) kafasının etini yiyordum. Adamcağız, bir gün ailenin bütün fertlerinin bir arada olduğu bir öğlen yemeğinde; ‘Kızım, biliyorsun yeni ev aldık. Borcumuz çok. Ben seni kolejde okutamam. İlla liseyi okumak istiyorsan, ya öğretmen okuluna git, ya da Bodrum’da devam et.’ dedi. Sanki dünya başıma yıkılmıştı. Başladım yine ağlamaya.

Annem (Fatma Bar) zaten okumamı istemiyordu. O’nun en büyük hayali yanıbaşında, hanım hanımcık bir ev kadınıydı. Küçük abim (Arif BAR) Bodrum’da liseye devam etmemi istiyordu. Büyük abim (Hasan BAR) kaygılarımı anlamış, kendisi İzmir Atatürk Lisesi mezunu olduğu için, biraz da suçluluk duyduğundan; ‘Öğretmen Okulu’na gidince illa da öğretmen olman gerekmez. Oradan da üniversiteye gidebilirsin.’ dedi.

O gece bir yandan ağlayıp, bir yandan büyük abimin (Hasan BAR) sözlerini düşündüm. Bodrum’da kalırsam üniversiteyi kazanma olasılığım çok düşüktü. Oysa öğretmen okuluna dair hiç bir şey bilmiyordum. Sıkıntılı bir gecenin sonunda, sabah ezanı okunurken, Manisa Kız İlköğretmen Okulu’na (şimdilerde Manisa Öğretmen Anadolu Lisesi) gitmeye karar verdim.

Ertesi gün kahvaltıda, bir yandan ağlayıp, bir yandan kararımı tüm aile bireylerine duyurdum. 1974 yılının, sanırım Temmuz ya da Ağustos ayıydı.

Sonradan ‘hayatımın dönüm noktası’ dediğim, Manisa Anadolu Öğretmen Lisesi’ndeki yatılı okul hayatım işte böyle, hüzün ve gözyaşıyla başladı.

Melek BAR ELMAS

18 Haziran 2010

(Bugün benim 20. evlilik yıldönümüm. Hayat böyle bir şey işte. Hayaller, ümitler ve gerçekler; çoğu zaman farklı yollarda yürürler.)

No Comments | Tags: , , , , ,