Oct 01 2010

Geleceğe Ümitle bakma
Doğada hiç bir canlı durduk oturduk yerde başka bir canlıya zarar vermez. Bu nedenle her insanın, bilerek ve isteyerek ‘başkalarına zarar vermeme içgüdüsü’yle doğduğuna inanırım.
Oysa insanoğlu, mağarasından çıktığından bu yana, evrimleşti ve bu çok önemli içgüdüsünden giderek uzaklaşıyor. Bunu bilmeme rağmen, saf bir inançla bağlıyım bu içgüdüye…
Bu nedenle her insana %100 güvenerek başlarım ilişkilerime. Sonra olan biteni izler, bana zarar verirse nedenlerini anlamaya çalışır, her anlamsız nedende puanını düşürür, puanı %30’a geldiğinde de ilişkimi keserim. Bu süreç benim için, uzun ve zordur. Çünkü insanlara kıyamam. Her bir insan benim için kıymetlidir. Bu yüzden çok az insanla ilişkimi kesmişimdir.
İşte tam da bu dünya duruşum, meraklı oluşum ve girişimciliğim nedeniyle başıma gelmedik kalmaz. Çok verici olduğum, sömürülmeye yatkınlığım, herkes tarafından eleştirilir. Kendi işlerime zaman ayırmakta güçlük çekerim. Bunları düşünmek için nadastayım. Ama huylu huyundan vazgeçmiyor işte.
İlk toplanalım diye yazdığımda, kimseden yorum gelmeyince, hepinize çok hak verdim. Kadının birisi, bloğunda toplanalım diyor. Kimdir, necidir, amacı nedir ? Bir çok soru insanın aklını kurcalıyor. Ayrıca ben niye böyle bir şey yazdım ki ! Yeterince işim gücüm varken, ne işim var şimdi, hiç tanımadığım insanlarla kahve içmek için zaman ayırmak. Ayrıca bana yakışıyor mu ? Vesaire, vesaire…
Bu nedenle de bu fikri unutmuştum. Ta ki Kabataş Erkek Lisesi’nin açılışında Fatoş Hanım, yanıma gelip, ‘Siz beni tanımıyorsunuz ama ben sizin sadık bir okuyucunuzum’ deyip kendini tanıtana kadar. Müdürü beklerken, yarım saate yakın, keyifle sohbet ettik. Sanki birbirimizi yıllardır tanıyormuşcasına, sıcak ve içten bir konuşmaydı. Ayrılırken, ‘Toplanma sözünüzü unutmadım. Yer ve zaman belirleyin. Ben geleceğim.’ deyince, DANK etti. Ben unutmuştum o yazıyı. Hak verdim. Demek ki ciddiye alanlar oldu, bir söz verdim. Sözümde durmalıyım diye düşünüp. ‘Olur, bu hafta okul hazırlıkları bitsin, önümüzdeki hafta yaparız.’ dedim.
Ondan sonrada bildiğiniz gibi hepinizi davet eden bir yazı yazdım. Yazdım ama, öte yandan biz korku kültürü çocuklarıyız. Yani korkutularak büyütüldük. Her ne kadar şimdi büyüdüysek de bu kültürün izlerini silmek kolay değil. Hele ki artarak devam ediyorsa.
Evde çocuklar biraz söylendi. ‘Yahu biz yapsak, engel olurdun. Tanımadığın insanlarla buluşulur mu ? Ya başına bir şey gelirse…’
Eee haklı çocuklar. Onlar yapmak istese, ben de aynı şeyleri söylerdim. Gitmekde çok ısrar ederlerse, utanmadan yanlarına takılırdım…
Neyse, içimde biraz korku, biraz heyecan, biraz merak, biraz gereksiz kendini ortaya atma kaygısı ile yola koyuldum. Yolda bir yandan da düşündüm. Biz kimiz ?
Biz çocuklarının geleceğini önemseyen, işi şansa bırakmak istemeyen, çocuklarını fazlaca seven, sorumluluk sahibi bir grup insanız. Diye karar verdim. Toplanmadaki amacımız da, hem öğrendiklerimizi diğer velilerle paylaşmak, hem de ortak sorunlarımıza, ortak çözümler üretmek.
The House Cafe’ye giderken, yolda Fatoş Hanım’la karşılaştık. Oturup çaylarımızı söylerken, diğer arkadaşlar gelmeye başladı. Onlar gelince, sevindim. Benden başkalarının da ‘zarar vermeme içgüdüsü’ne inandığını görmek, içimdeki geleceğe ümidi büyüttü.
Aslında fotoğraf çektirdik. Ama sohbet o kadar güzeldi ki. ‘Yayınlayabilir miyim ?’ diye sormayı unutmuşum. İzinsiz yayınlamak istemem. Bir sonrakine artık.
Çok şey konuştuk ve güzel kararlar aldık. Yarın da toplanalım. Hepsini bir yazmaya başlayacağım. Güzel ve öncelikli haber, toplantıları ayda bir kez tekrarlamaya karar verdik.
Korkunuzu ve engellerinizi aşıp, yarın (2 Ekim 2010) siz de gelin. Keyifli, samimi, güzel bir gelecek paylaşımı oluyor. Toplantıdan aklınızı ve kalbinizi doyurarak kalkıyorsunuz.
Melek BAR ELMAS
1 Ekim 2010