Melek BAR ELMAS

“Benim için hayat; insanların yaşamını zenginleştirecek, denenmemiş şeyleri denemek ve öğrendiklerimi paylaşmaktır.”

RSS
people

Dost acı söyler : Yaşı 13

Bir dostumdan aşağıdaki ileti geldi. İleti başlığı Yaşı 13

Yazıyı okudukça içim yarıldı, oluk oluk kanadı aklım. Ne yapacağımı bilemedim. Sizin de mutlaka okumanız gerek diye düşündüm.

Okuyun ve mutlaka paylaşın. Bizler tepki vermezsek, kim verecek ?

read more »

No Comments | Tags:

M. Rifat Hisarcıklıoğlu’ndan Atasözleri

Şimdiye değin bahsetmedim sanırım. 2006 yılından bu yana TOBB Türkiye Bilgisayar Yazılımı Meclisi Başkan Yardımcısı’yım. Sektörüme katkım olması arzusuyla, toplantıların çoğuna katılmaya ve üzerime düşen çalışmaları yapmaya özen gösterdim.

26 Eylül’de Ankara’da yapılan TOBB Türkiye Sektör Meclisleri İstişare Toplantısı’na da katıldım. Toplantının iş hayatını ilgilendiren kısmını www.girisimcilericin.com’da okuyabilirsiniz. Burada ise toplantının beni etkileyen insani taraflarını anlatmak istiyorum.

read more »

No Comments | Tags: , ,

Proaktif 30 Ağustos

Nadastan çıkma zamanıBugün 30 Ağustos ve sürpriz biz taşınmıyoruz. Çünkü dün taşındık.

Bu yıl çok proaktifiz. Dün ofisi boşaltma işinin önemli bir kısmını tamamladık. Bayramdan sonra sadece satılacak olan eşyaları satma işi kaldı.

Bu nedenle bugün hepimiz çok yorgunuz. Cankut Almanya’da biz evde 3 kişi kaldık. Sabahtan akrabaları telefonla arama işi, ardından kahvaltı. Şimdi hem yorgunluk hem de hüzün atma zamanı.

Evet inkar ve pazarlık süreci bitti. Bir dönem her tür direnmeye rağmen kapandı. Şimdi hüzün ve kabullenme zamanı. Sabah dörtte kalktım. Bayrama kendimi hazırlamam 4 saatimi altı. Sabah 8 de hazırdım. Şimdi saat 16:30 ve enerjim bitti. 1’e 2. Fena sayılmaz değil mi ?

Bir saatlik hazırlanma karşısında iki saat, neşemi ve ümidimi koruyabildim. Ardından yine hüzün ve yasa devam işleri. Yok mu bunun kolayı. Yasımdan da, hüznümden de, özlemimden de, kendim de sıkıldım.

Nerede o eski bayramlar ? Bir şekere sevinçten zıpladığımız. Pembe bir bayramlık elbiseye havalara uçtuğumuz.

Sigarayı da bıraktım. Yok mu eskilerden güzel bir anı, hepimizi neşelendirecek.

Nedense halamın bir gecede diktiği, mor kadife bayramlık elbisemi hatırladım. Elbiseme, annemin ördüğü yaka hala duruyor. Taktığı mor taşlı örümcek broş ise kayboldu. Halam da, annem de şükür hayatta.

Eeee neşe bu anının neresinde ?  Bilmem, hatırlayamadım. Bu seferlik de böyle olsun. Sanırım listemde beklenen ölüm var. Bu yüzden neşeli bir şeyler bulamıyorum.

Yolumu bir bulsam, nadastan çıkacağım artık. Bu kadar yeter. Bu da benim kendime, gelecek yıl için sözüm olsun.

Hem zafer bayramınız hem de şeker bayramınız kutlu olsun…

Melek BAR ELMAS

30 Ağustos 2011

Hamiş: Şirketin önünde yeni inşaat başlamış. Elmamızı da, kayısımızı da sökmüşler. Önümüzde hiç ağaç kalmamış. Şükür gülümüz hala var ve açıyor.

No Comments | Tags:

BODRUM Sahilleri

Bilirsiniz ben Bodrum’luyum. Sonradan yerleşenlerden değil, gerçekten Bodrum’da doğmuş büyümüş anne ve babanın çocuğuyum ben. Koskoca yarımadada artık bir avuç kalmış olanlardan. Lakabı olan Bodrum’lulardan.

Ben: “Veysel’in Kamil’in Fatma’nın Melek”im buralarda. Sonradan alınan soyadımız BAR’dır. Bu nedenle burada “Veysel’ler” ya da “BAR’lar” denildiğinde benim de içinde olduğum kalabalık bir sülale akla gelir.

Annemin sülalesi ise “Toplar”dır. Kızılağaç köyünün tamamı bu sülalenindir.

Yani kuşaklar boyu Bodrum’luyum ben. Masal yerine, Bodrum türkülerinin gerçek  hikayelerini dinleyerek büyüdüm.

Bu nedenledir ki Bodrum benim için farklıdır. Herkesin magazin dünyasından tanıdığı  Bodrum’u hiç bilmem. Her yıl baba evime gelir, yenilerin pek bilmediği yerlere gider, sonra da İstanbul’a evime dönerim. Bu yıl da geldim memleketime.

Geldiğim gün, bana ‘hoş geldin’e gelen akrabamın elinde bir dilekçe örneği vardı. ‘Melek abla kıyılarda halka yer kalmadı. Dilekçe topluyorum.’ dedi. Resimler de dilekçenin ekindeydi.

Resimlere baktım. Şimdi masayla dolu olan yerlerde çocukluğum geçti. Ortaokulda okurken bu sahildeki, Paluko’nun evinde oturuyorduk. Sabah yataktan kalkınca mayolarımızı giyer, bütün gün denize girer, akşam da sahile serdiğimiz kilimin üzerinde “Paluko’nun Melek Hanım” teyzenin masalsı hikayelerini dinlerdik. Ay ışığında hayal kurmayı, deniz kenarında yatağımdaki kadar rahat uyumayı; hayata, insanlara ve doğaya güvenmeyi o sahillerde öğrendim ben. Korku; o sahilde ayaklarıma dolanan minik ahtapotun sevimli bebek halleriydi. İkimiz de birbirimizden korkmuş, sonra korkumuzun saçmalığına ikimiz de gülmüş ve büyümek için kendi yolumuza devam etmiştik.

Neşeli ve güler yüzlü olmamı, hayata olumlu bakmamı, çocukluğumun bu zamanlarına bağlarım. Ve çocukların doğal ortamda büyümesinin ne kadar güzel, iyileştirici ve önemli olduğunu bilirim.

Şimdiki çocuklar da bunları yaşamalı deyip, dilekçeyi imzaladım. Hatta elektronik ortamda BİMER’e  (http://www.basbakanlik.gov.tr/forms/bimer/papplicationentry.aspx) de yolladım.

Aşağıda dilekçe örneğini yazdım. Lütfen siz de dilekçe yollayın. Çocuklarımız doğal ortamlarda büyümeye devam etsin…

Melek BAR ELMAS

2 Temmuz 2011

 

DİLEKÇE ÖRNEĞİ

İlçemiz Kumbahçe Mahallesi sahilindeki işletmeler, Halk Plajı olarak kullanılan kıyı şeridini masa koyarak işgal etmekte ve vatandaşın denize girmesini engellemektedirler. Sahil şeridinden gündüz saatlerinde yararlanmak isteyen halkımızdan şezlong ve şemsiye ücreti talep edilmekte, karşı çıkanlara da şezlonglara oturmanın yasak olduğu söylenerek sözlü taciz yapılmaktadır.

Öte yandan saat 18:00′dan itibaren işletmeler servis masalarını kıyı şeridine koyduğu için vatandaşların sahilde yürüyüş yapması da mümkün olmamaktadır.

Anayasamızın 43. Maddesine dayanarak kamuya ait kıyıların işgalinin engellenmesini, işletmelerin masalarının kıyı şeridinden kaldırılarak kıyıların yeniden kamunun kullanımına açılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.

2 Comments | Tags: , , ,

HOŞ GELMENİ DİLİYORUM 2011

KutlamaEveeet… Yeni bir yıla giriyoruz. Her yeni yıl, yeni umutlar, yeni heyecanlar ve en önemlisi yeni dilekler demek. Hepimiz bir şeyler diliyoruz. Yeni yılın işi zor anlayacağınız.

Eski yıla teşekkür ediyor, yeni yıla da hoşgeldin diyorum. Kendisine zor işinde yardımcı olacağım, umarım o da bizlere yardımcı olur.

Elvada 2010. Malum seninle pek iyi geçinemedik, kusuruma bakmazsan, seni özlemeyeceğim. Sanırım sen de beni özlemeyeceksin.

Dileklerinizin gerçekleşeceği bir yıl olsun…

Melek BAR ELMAS

No Comments | Tags:

Nereden Başlasam ?

Biliyorum merak ettiniz. Hatta kaygılandınız. Kiminiz telefon etti, kiminiz ileti gönderdi. Halimi, hatırımı, bir sorunumun olup olmadığını sordu.

Özetle: İyiyim. Sağolun.

Sadece kışa giriş ve çocukların yeni okul dönemi hazırlıkları, Kagider çalışmalarım, kayınvalidemin sağlık sorunları derken, günler çabucak geçip gitti. Yazamadım.

Çalışkan birisi olarak, bu arada boş oturmadım, çok da güzel işler yaptım:

  • Gaziantep’de 300’e yakın kadınımızla buluştuk. Yasal haklarını anlattık. Öyle güzellerdi ki sabahın 4.30’unda yollara düşmemize değdi.
  • Kızıma ve oğluma kazak ördüm. Bu yıl herhalde el örgüsü kazaklar moda. İkisi de peşime düştüğüne göre. Eşim de kuyruğa girdi. Hayatta tenis oynamamış olmama rağmen ‘tenisçi (olan) dirseğim’ izin verdiği oranda, bu kış bol bol öreceğiz. Öyle gözüküyor.
  • Yurtta geceleri ders çalışırken, yemek sorun olmasın diye kızıma konserve yaptım. İşe yaradığını söylüyor. İlk sınavından da (onlar komite diyor) iyi bir not alacak herhalde. Bu yıl dersleri biraz ağır, epey bir çalışacak. Eve gelince yapmadığı naz kalmıyor.
  • Oğlumla akşamları İngilizce kitap okumaya başladık. Aceleci öğretmenim, sık sık fırça çekiyor.
  • Gülgûn Feyman’la ‘Diksiyon Kursu’na başladım. Yeniden öğrenmek keyifli. Ödev kitaplarımı okumaya başladım. Henüz bitiremedim.
  • Arada akşamları yorgunluktan yığıldığım zamanlarda film de izledim. Bir tanesi dışında, size tanıtmaya değecek kadar iyi bir filme henüz rastlamadım.

Gördünüz, hayat gürül gürül akıp gidiyor. Arada bir şelaleye kapılıp kayboluyorum. Yine de tüm bu işler, sizi kaygılandırmaya neden olmamalı. Kusuruma bakmayın. Hatta özür dilerim. Beni affedin.

Gaziantep’te toplantıya katılan yeni tanıştığım bir genç kadın, ‘siz tutkulu birisiniz’ dedi. Hiç düşünmemiştim daha önce. Galiba doğru söylüyor. Bir zamanlar üniversite yurdundan bir arkadaşım da ‘sen hayata halatla bağlısın’ demişti. Galiba ikisi de aynı şeyi söylemek istedi.

Yaşamla bu kadar içli dışlı olunca, çok şey verip çok şey almak isteyince, azla yetinmeyip mükemmeli arayınca, zaman en kısıtlı kaynak…

Hepinizi sevgiyle kucaklıyor, sizlerin de iyi olduğunu ümit ediyorum.

Melek BAR ELMAS

30 Ekim 2010

10 Comments | Tags: , , , , , , , ,

KORKU KÜLTÜRÜ’ne Rağmen Toplandık

Geleceğe Ümitle bakma

Doğada hiç bir canlı durduk oturduk yerde başka bir canlıya zarar vermez. Bu nedenle her insanın, bilerek ve isteyerek ‘başkalarına zarar vermeme içgüdüsü’yle doğduğuna inanırım.

Oysa insanoğlu, mağarasından çıktığından bu yana, evrimleşti ve bu çok önemli içgüdüsünden giderek uzaklaşıyor. Bunu bilmeme rağmen, saf bir inançla bağlıyım bu içgüdüye…

Bu nedenle her insana %100 güvenerek başlarım ilişkilerime. Sonra olan biteni izler, bana zarar verirse nedenlerini anlamaya çalışır, her anlamsız nedende puanını düşürür, puanı %30’a geldiğinde de ilişkimi keserim. Bu süreç benim için, uzun ve zordur. Çünkü insanlara kıyamam. Her bir insan benim için kıymetlidir. Bu yüzden çok az insanla ilişkimi kesmişimdir.

İşte tam da bu dünya duruşum, meraklı oluşum ve girişimciliğim nedeniyle başıma gelmedik kalmaz. Çok verici olduğum, sömürülmeye yatkınlığım, herkes tarafından eleştirilir. Kendi işlerime zaman ayırmakta güçlük çekerim. Bunları düşünmek için nadastayım. Ama huylu huyundan vazgeçmiyor işte.

İlk toplanalım diye yazdığımda, kimseden yorum gelmeyince, hepinize çok hak verdim. Kadının birisi, bloğunda toplanalım diyor.  Kimdir, necidir, amacı nedir ? Bir çok soru insanın aklını kurcalıyor. Ayrıca ben niye böyle bir şey yazdım ki ! Yeterince işim gücüm varken, ne işim var şimdi, hiç tanımadığım insanlarla kahve içmek için zaman ayırmak. Ayrıca bana yakışıyor mu ? Vesaire, vesaire…

Bu nedenle de bu fikri unutmuştum. Ta ki Kabataş Erkek Lisesi’nin açılışında Fatoş Hanım, yanıma gelip, ‘Siz beni tanımıyorsunuz ama ben sizin sadık bir okuyucunuzum’ deyip kendini tanıtana kadar. Müdürü beklerken, yarım saate yakın, keyifle sohbet ettik. Sanki birbirimizi yıllardır tanıyormuşcasına, sıcak ve içten bir konuşmaydı. Ayrılırken, ‘Toplanma sözünüzü unutmadım. Yer ve zaman belirleyin. Ben geleceğim.’ deyince, DANK etti. Ben unutmuştum o yazıyı. Hak verdim. Demek ki ciddiye alanlar oldu, bir söz verdim. Sözümde durmalıyım diye düşünüp. ‘Olur, bu hafta okul hazırlıkları bitsin, önümüzdeki hafta yaparız.’ dedim.

Ondan sonrada bildiğiniz gibi hepinizi davet eden bir yazı yazdım. Yazdım ama, öte yandan biz korku kültürü çocuklarıyız. Yani korkutularak büyütüldük. Her ne kadar şimdi büyüdüysek de bu kültürün izlerini silmek kolay değil. Hele ki artarak devam ediyorsa.

Evde çocuklar biraz söylendi. ‘Yahu biz yapsak, engel olurdun. Tanımadığın insanlarla buluşulur mu ? Ya başına bir şey gelirse…’

Eee haklı çocuklar. Onlar yapmak istese, ben de aynı şeyleri söylerdim. Gitmekde çok ısrar ederlerse, utanmadan yanlarına takılırdım…

Neyse, içimde biraz korku, biraz heyecan, biraz merak, biraz gereksiz kendini ortaya atma kaygısı ile yola koyuldum. Yolda bir yandan da düşündüm. Biz kimiz ?

Biz çocuklarının geleceğini önemseyen, işi şansa bırakmak istemeyen, çocuklarını fazlaca seven, sorumluluk sahibi bir grup insanız. Diye karar verdim. Toplanmadaki amacımız da, hem öğrendiklerimizi diğer velilerle paylaşmak, hem de ortak sorunlarımıza, ortak çözümler üretmek.

The House Cafe’ye giderken, yolda Fatoş Hanım’la karşılaştık. Oturup çaylarımızı söylerken, diğer arkadaşlar gelmeye başladı. Onlar gelince, sevindim. Benden başkalarının da ‘zarar vermeme içgüdüsü’ne inandığını görmek, içimdeki geleceğe ümidi büyüttü.

Aslında fotoğraf çektirdik. Ama sohbet o kadar güzeldi ki. ‘Yayınlayabilir miyim ?’ diye sormayı unutmuşum. İzinsiz yayınlamak istemem. Bir sonrakine artık.

Çok şey konuştuk ve güzel kararlar aldık. Yarın da toplanalım. Hepsini bir yazmaya başlayacağım. Güzel ve öncelikli haber, toplantıları ayda bir kez tekrarlamaya karar verdik.

Korkunuzu ve engellerinizi aşıp, yarın (2 Ekim 2010) siz de gelin. Keyifli, samimi, güzel bir gelecek paylaşımı oluyor. Toplantıdan aklınızı ve kalbinizi doyurarak kalkıyorsunuz.

Melek BAR ELMAS

1 Ekim 2010

8 Comments | Tags: , , ,

HEPİNİZİ KUTLAMAYA BEKLİYORUM

Sevgili SBS Velileri,

Artık yavaş yavaş çocuklarımız okuluna yerleşiyor. Öyle ya da böyle bir üç yıl yaşadık. Bu yaşadıklarımızın geleceğe katkı sağlaması için, bilgiye dönüştürülmesi, analiz edilmesi ve düzeltici çözüm önerileri haline gelmesi gerek.

Öte yandan biz de yorulduk ve bir keyif kahvesini hak ettik değil mi ?

Ben hakettiğim dinlenme ve düşünmeyi sağlamak üzere; 29 Eylül 2010 Çarşamba günü saat 14:30-17:30 arasında Ortaköy’deki The House Cafe’de olacağım.

Hafta sonu gelebilecekler için de 2 Ekim 2010 Cumartesi günü, saat 14:30-17-30 arasında Taksim’deki Gezi Pastahanesi‘nde olacağım.

Hava güzelse bahçede, kapalıysa iç kısımda otururum. Hepinizi bekliyorum.

GELİN.  Geçmiş sorunları ve gelecek sorunları masaya yatıralım. Hem kendimizi kutlayalım hem de sorunlarımız için çözüm geliştirelim.

Geçmişin hatalarından ders çıkararak, birlikte güzel bir gelecek yaratmak ve tanışmak için, sizi bekliyor olacağım. Unutmayın birlikten kuvvet doğar…

Melek BAR ELMAS

25 Eylül 2010

Hamiş: Gündemimiz şöyle

  • Tanışma ve kutlama (30 Dk.)
  • Geçtiğimiz yıllarda yaşanan sorunlar (1 saat)
    • Sınav soruları
    • Yerleştirme
  • Önümüzdeki sorunlar (1 saat)
    • Dil eğitimi
    • Hobiler
    • Bilişim okur yazarlığı
  • Yol Haritası (30 Dk.)
    • Görev Dağılımı 
    • Gelecek toplantı için dilek ve öneriler

Biliyorsunuz nadastayım. Bu nedenle çok istememe rağmen tüm hesabı ödeyemem. Lütfen Alman usulü yapalım ve buna göre hazırlıklı gelin.

15 Comments | Tags: ,

ÖSYM’de Yeni Dönem

ÖSYM Başkan Vekili Prof Dr. Ali DEMİRÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal YARIMAĞAN, daha önce de açıkladığı gibi istifa etti. Ve yerine vekaleten Prof. Dr. Ali DEMİR atandı.

Ünal YARIMAĞAN’ı hocam/öğretmenim/ustam olarak yakından tanırım. Ve bilimsel kişiliği, politik olmayışı, insan olarak sağlam değerlerinin olması, adaletli yapısı ile çok severim. ÖSYM’de olduğu sürece, yapılan sınavlardan hiç kaygı duymadım. Çünkü işini hakkıyla yapacağına, bir usulsüzlük olursa herkesten önce kendisinin, suçlunun bulunması için çaba harcayacağına güvenim tamdır.

Olan biteni izlerken şu düşünceler beynimi kemiriyor: Hırsızlık her dönemde insanoğlunun çözmesi gereken bir sorun olarak var. Adaletli ve dürüst toplumlarda, hırsız bulunur, gereği yapılır ve işin doğru düzgün devamı için emek harcanır. Şöyle örnek vereyim: Hepimizin evine hırsız girebilir. Polise bildiririz. Polis suçluyu bulmakla uğraşır. Biz de evimizdeki güvenlik önlemini artırırız. Örneğin kamera taktırırız. Ama evimizi yıkmayız değil mi ?

Oysa olan bitene bakıyorum. Şu anda ÖSYM ne olacak diye konuşuluyor. Kanun tasarıları havada uçuşuyor. Peki hırsızlar. Eğer bir hırsızlık varsa, sokakta elini kolunu sallaya sallaya geziyor.

Bu nedir ? Amaç ne ? Biz ne yapmaya çalışıyoruz ?

ÖSYM, gençlere üniversiteye girişte, kamu personeli olmada vb. konularda, fırsat eşitliği sağlamak için kurulmadı mı ? Bunlardan vaz mı geçiyoruz ? Neden ÖSYM’yi yıpratıyoruz ?

Üniversiteye girecek çocuğum ve enaz kendi çocuğum kadar sorumluluk hissettiğim milyonlarca çocuk var. Ve bu çocuklar bizim geleceğimiz. Geleceğimizin heba olmasını istemiyorum. Miyopluğu bırakıp, günlük çıkarlarımızın peşine düşmeden, çağdaş çocuklar yetiştirmemiz gerek. ÖSYM bu yola giden köprü. Köprüyü yıkmak marifet değil. Marifet yıkmaya çalışanlara engel olmak.

Şimdi yeni bir başkan var. Kendisini tanımıyorum. Bir şey söyleyemem. Resmine uzun uzun baktım, tüm tanışıklığım bu kadar…

İstediğim aynı güveni, tarafsızlığı ve fırsat eşitliğini sağlayabilmesi. Kurumu politikaya ve kısır çıkarlara alet etmemesi…

Takip edeceğim, etmeliyiz…

Melek BAR ELMAS

23 Eylül 2010

3 Comments | Tags:

HAYAT ÜÇ BUÇUK İLE DÖRT ARASINDADIR

Aşağıdaki yazı posta kutusuna düştüğünde şaşırıp kaldım. Nadas bu kadar güzel anlatılabilir. Paylaşmazsam olmaz deyip paylaştım…

Melek BAR ELMAS

17 Eylül 2010

HAYAT UC BUCUK ILE DORT ARASINDADIR

Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama, biraz duraksa, neler olup bittigine anlam verme.
Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi ve varlığın  ile buluşamadı.
Sorun yok, sadece bekle.

Günes doğacaktır, çimler yeşerecektir, çicekler açacaktır,  rüzgar esecektir ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur!

İzlemene devam et, şahitlik güzeldir, hem olayın dışındadır hem de içinde, o bir dengedir, o anlamlıdır. Şahit ol, tanık  ol, olan ile bütünleş. Güzellik olanların  içinden filizlenecektir;
Zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliginden olur!..
Hayat üçbucukla dört arasındadır…
Ya üçbucuk atarsin, ya da dört dörtlük yaşarsın…

NEYZEN TEVFİK

10 Comments | Tags: