Başlarken

Geçmiş; ayaklarımın altında kahverengi toprak,
Şimdi; kara soyunmuş mavi gökyüzü,
Gelecek; umudun rengi yeşil, kimbilir hangi baharda…
Melek BAR ELMAS
Merhaba,
Bu sayfaya geldiğinize göre benim kim olduğumla ilgileniyorsunuz demektir. Oysa ben bunu o kadar çok anlattım ki, burada bir daha anlatmak istemiyorum.
(Azimli biri iseniz, Google’da Melek BAR ELMAS diye arama yaparsınız ve hakkımda bir çok bilgiye ulaşırsınız (zaten), diye düşünüyorum. Haksız mıyım ?)
Asıl bilmeniz gereken; hayatın biraz abartarak üsteme gelmesine sinir olup, 21 Ocak 2010’da hem de yaş günüme 8 gün kala nadasa çekilme kararımı ilan ettiğimdir. Bu dönemde amacım geçmişi tekrar masaya yatırıp, geleceğe yön verecek kararları almak ve bu sürede de enerji toplamaktı.
Çünkü kendimi, hem ‘az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, dönmüş bir de ne görsün, bir arpa boyu yol gitmiş’ gibi, hem de ‘verimli bir zeytin ağacının hasat sonrası dalları kırılmış, gövdesi hırpalanmış, öylece etrafındaki çöplerle kala kalmış hali’ gibi hissediyordum.
İşte böyle bir zamanda kızım ve arkadaşı İlbek bana bu adresi aldılar ve bir tema seçip elime tutuşturdular. Biraz oyalanayım diye.
Onlara ne kadar teşekkür etsem azdır. Çünkü çoğu zaman bana niye blog’um yok diye soruldu. Ben de zamanım yok dedim. Açıkcası nadasa çekildiğimde de aklıma gelmedi. Onlar bana mesleğimin eğlence yönünü hatırlattı. Meğer benim işimde insanlar eğlenirlermiş de haberim yokmuş.
Önce ne yapayım diye düşündüm. Sonra; koyver gitsin, şimdiye kadar yazdıklarını bir yayınla sonra yeni şeyler yazarsın, dedim.
Yazmak benim için düşünceleri damıtmaktır. Bu nedenle ne zaman aklım karışsa, ne zaman canım sıkılsa, ne zaman önemli bir karar almak üzere olsam yazarım. Klavyeme sarıldığımda ya hayat benim üstüme çıkmıştır ya da ben hayatın. Klavyeme diyorum çünkü 1982 den bu yana yazılarımı bilgisayarda yazarım. Ortada word yokken lotus’da mektup yazardım. Yani kalemi bırakalı çok oldu. Bu yüzden yazmak istediğimde klavyeme sarılırım. Düzenli olduğumdan her yazımı ana temasına göre gruplarım. Bilgisayarımın; Yazmak bölümünde şu başlıklar var;
- Her insan bir kitaptır
- GEZince
- Nadas Günlüğü
- Bedelli Deneyimler
- İşime Dair
- Hayata Dair
- 1 Nisan Şakaları
- Mektuplar
Bunların tümünü hemen bugün yayınlamayacağım. Bugünkü enerjim sadece 3 bölümü yayınlamaya yetiyor:
Her İnsan Bir Kitaptır
Hayatım boyunca insanlar arasında hiç ayrım gözetmedim. Bana her insan öğrenilesi gelir. O nedenle canım sıkkın değilse herkesle konuşurum. Hayatta en çok hayıflandığım şeylerden birisi, bir köy kahvesinde çay içip, yaşlılarla tavla oynamaya hiç zamanımın ve ortamımın olmayışıdır.
Öte yandan kitap okumayı da çok severim. Kitap okumadığım dönemlerde kendimi susuz kalmış toprak gibi hissederim.
Oysa günümüzde kitap okunmuyor, insanlar önemsenmiyor. Televizyon dizileri ve ünvanlar konuşuluyor. 2005 yılında belki katkım olur ümidiyle, okuduğum kitapları tanıtmaya başladım. Tanıtımları eşe dosta bilgisayar ortamında yolladım. 2008 yılının şubat ayında Veda isimli bir kitap tanıtımıyla, manidar bir biçimde kitap tanıtımlarını durdurdum. Geçen yıl İzmir’de tanımadığım birisi, yaptığım bir tanıtımın ona nasıl katkı sağladığını anlatınca tekrar yazmam gerektiğine karar verdim. Henüz yazmaya başlamadım. Bu bölümde şimdilik geçmiş yazılarımı okuyacaksınız. Sonra tekrar yazmaya başlayınca yenilerini de yayınlarım.
GEZince
Belki inanamayacaksınız, sadece gezmek için çok az seyahat ettim ben. Çoğu zaman iş için bir yerlere gittim. Gerekli zamana eklenen bir gece, bazen bir hafta sonu, kendim için yaptığım küçük kaçamaklardı. Bu nedenle gerçek gezi ile iş gezisi arasında ayrımı kuramadım. Oysa boş boş sokaklarda gezmek, gideceğin yer hakkında bilgi toplamak, sonra bu bilgileri gittiğin yerde hazmetmek ne güzeldi. Gezmek, incelemek, inceden inceye o yeri yorumlamak, çok keyifliydi. Bu keyfi yaşama şansım olduğu zamanlarda yazdım. Bu bölümde o yazıları bulacaksınız.
Nadas Günlüğü
Dedim ya nadastayım, geçmişi temsil eden toprağın rengi kahve, bugünü temsil eden havanın rengi mavi. Yarın ise bu topraklarda belki ağaç, belki çiçek, belki yabani ot olacak. Ne olursa olsun biliyorum, umudun rengi yeşil olacak.
Bu yazıları son günlerde yazdım. Dedim ya, hayatla süre gelen yağlı güreşte bu kez ben alttayım. Bir yandan soluklanıyorum, bir yandan nasıl etsem de ben galip gelsem diye düşünüyorum. Yayınlayayım mı yayınlamayayım mı henüz karar veremedim.
Ne dersiniz yayınlasam; sabanıma koşar mısınız, bir avuç tohum da siz atar mısınız, hasadıma bel bağlar mısınız ?
Cevaplarınıza göre kararımı vereceğim. Çünkü ben zaten yazıyorum. İmece olmayacaksa niye yayınlayayım.
Anladığınız üzere çok şey beklemeyin benden. Biliyorsunuz nadastayım. Yani dinleniyorum. Yani verdiklerim, yendi, kullanıldı, bitti. Şimdi tekrar verebilmek için alıyorum. Geçmişten, bugünden tekrar alıyorum. Geleceğe birikiyorum.
Sağolasın İlbek, sağolasın biricik kızım. Ne iyi ettiniz bana bu siteyi açmakla…
Siz de sağolun. Ne iyi ettiniz yazdıklarımı okumakla.
Yalnız olmadığımı hissettirdiğiniz için hepinize sonsuz teşekkürler.
Sevgiyle kalın…
Melek BAR ELMAS
3 Şubat 2010
HAMİŞ: Temamı şimdilik seçemedim. Oynuyorum, öğreniyorum. Bu konuda da yardımcı olursanız sevinirim.




